Zaven Biberyan

Zaven Biberyan

YazarÇevirmen
8.5/10
196 Kişi
·
211
Okunma
·
20
Beğeni
·
1.157
Gösterim
Adı:
Zaven Biberyan
Unvan:
Yazar
Doğum:
1921
Ölüm:
1984
Ermenice yayın yapan birçok gazetede yazılar yazdı, yöneticiliğini yaptı. 1946'da Nor Lur adlı gazetedeki Al Gı Pave... (Artık Yeter) başlıklı yazısından dolayı hapis yattı. Bu yazısı Ermeniler aleyhinde tutuma ve Ermeni karşıtı yayınlara karşı yazılmıştı. Daha sonra bulunduğu işlerden de sosyalist düşüncelerinden ötürü baskılar görerek ayrılmak zorunda kalan Biberyan, 1949'da Beyrut'a yerleşti. Orada da gazeteciliğe devam etti ve Ermenice yayın yapan Zartonk ve Ararad 'ın yazı işlerinde görev aldı.

1953 yılında İstanbul'a dönerek, Osmanlı Bankası ve Meydan Larousse: Büyük Lugat ve Ansiklopedi 'nin redaksiyon kurulunda görev aldı. Ayrıca 1968 yılında TİP'ten İstanbul Belediye Meclis üyeliğine seçildi.

Zaven Biberyan, 4 Ekim 1984'te vefat etti ve Şişli Ermeni Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Yazar varlık vergisi mağdurlarındandır ve o dönemlerde çok acılar çekmiştir. Bu konuyla ilgili Mırçünneru Verçaluysı (Karıncaların Günbatımı) adlı romanı 1970 yılında Jamanak gazetesinde tefrika edilmiş ve ölümünden birkaç hafta önce Aras Yayıncılık tarafından yayınlanmıştır. Bu kitap, Babam Aşkale'ye Gitmedi adıyla, 1998'de Türkçe’ye çevrildi.
İyi iş dediğin nedir? Temiz bir ev, yeni giysiler. Dostun sana kravatını nerden aldığını sorduğunda sevinir ve gururlanırsın. Günün iki üç saati zaten yemek, tıkanmak ve tıraş olmaya gider. Ötede bir şey kalmaz. Ev sahibin için, bakkal için, kasap için, devlete vergi vermek için, polise, jandarmaya aylık vermek için çalışırsın, kafana vursunlar diye. Çamaşırcıya, terziye, ayakkabıcıya çalışırsın. Kazandığını verirsin. Sana ne kalır? Pazardan pazara bir yarım gün kalır sana hayatından. Eğer o yarım gün de yaşıyorum demek için yetiyorsa işin iş. Sen yaşadığını sanırsın. Eğer yaşamak senin için yemek, giyinmek, bir delikte başkası için çalışmaksa, eğer nefes almaksa, hazmetmek için ilaç, uyumak için ilaç, sevişmek için ilaç almaksa yaşıyorsun tabii. Benim için yaşam bu değil.
— Cidden, gittikçe yapayalnız hissediyorum kendimi. Benim onlardan olmadığımı, onların benden olmadıklarını hissediyorum.
Zaven Biberyan
Sayfa 36 - Aras Yayıncılık
Baban, anan, kocan, akrabaların, hepsi teker teker ölür de yeryüzünde anlayamadığın ve seni anlamak istemeyen kuşaklar arasında yapayalnız kalırsan, bunu o zaman anlayabilirsin....
Esas yalnızlık, insanların arasındayken hissettiğindir.Ben, biraz da bu yalnızlıktan kaçtım.Yapayalnız yaşayarak bu yalnızlıktan kurtuldum.Yapayalnız olduğun zaman ancak, kendinle başbaşa kalır, her bakımdan kendinle arkadaş olursun. Ve dünyadaki her şey canlanır...
Ebeveyn kız çocuğunun bekaretinin üzerine titrer, çünkü bekaret, resmi piyasada, bir kızın maddi değerinin ölçütüdür. Ebeveynin endişesi, o kıymetli ve kırılgan ölçüt zedelenmeden, evladını bir an evvel evlendirmektir. Bundan sonrasına, ebeveyn artık karışmaz; kız, kocasına boynuz taksa bile. Kendisi bakire halde teslim etmiştir, önemli olan budur. Ebeveynin namus meselesi olarak addettiği, aslında bir namus meselesi değildir, piyasa değerini yüksek tutma çabasıdır, ki bu da genellikle sahte bir çabadır. Bir sınıfın geleneksel ahlak anlayışı böyle olagelmiştir ve bu sınıfın çöküşüyle birlikte...
Özgür olmayı kolay mı sanıyorsun? Hayatına karışma hakkını vermemek için özgürlüğünü feda etmek zorundasın. Özgürlük bile, bedeli özgürlükle ödenerek korunur.
Zaven Biberyan
Sayfa 112 - Aras Yayıncılık
“Yıllardan beri böyle gelmiş, böyle gider. İnsan denen yaratık alışmıştır, ama her yıkımdan sonra da inşa etmediği görülmemiştir.”
283 syf.
·Beğendi·10/10
Selamın hello cicim .. Az önce sitede gezinirken bir takım arkadaşlarımızın ( Lafın gelişi!) kaleme aldığı sözümona antikapitalist iletileri gördüm ..Bilmem nerelerimle güldüğüm ve manifesto kürküne sarmalanmış , ataerkil toplum kafası içinde ele alınan bu iletilerde, yirmilik hatunlar kimi dizi ve filmlerde başrol alıyorlarmış da yaşları otuz - kırkı gördüğünde bunların esamesi okunmuyormuş ..Kapitalist sistem bunları sömürüp bir kenara atıyormuş falan fistan .. Bunları söyleyen arkadaşlar misal bir zamanlar atv isimli kanalda yayınlanan İkinci Bahar isimli dizide kimler başrol almış bir kez açıp bakmışlar mı acaba ? Düşen değer yargıları ve yozlaşan toplumun bugüne gelmesinde kimler başat rol alıyorlar , kimler bu işte mesul falan bunları hiç araştırmışlar mı aynaya bakıp demek istiyorum ama gerek yok .. Esasında böylesi bir girizgaha da gerek yok .. Sözde İstanbul sözleşmesi yerilecek .. Bu arada insanlar takır takır ölmeye başlayınca akıllarına kadın denen kavramı getiren her iki tarafa da karşıyım .. Her neyse .. Muhabbet antikapitalist eleştiri denilince okuduğum bu romana dair bir kaç kelam da ben edeyim dedim .. Çünkü bu kitap bu tanımın TAM AMA TAM OLARAK KARŞILIĞI ..

Bilmiyorum şu an için deli dumrul kıvamında arkamdan gavur kovalarcasına yazdığım bu incelemeyi günceller miyim .. Ben arkaya bir DAVARO soundtracki açayım da ..Ne olacaksa olsun .. Evet ! Bu parçayla yaptığım tanıtımlar pek hayırlara vesile olmuyor .. Buyrun siz de dinleyin ..

https://www.youtube.com/watch?v=X8Lpnl1YTPE

Arkadaşım .. Türk oto sanayi literatürüne ve ikinci el araç piyasasına damga vurmuş muhteşem bir atasözümüz , bir vecizemiz var bizim .. Nedir o ? Söyleyeyim hemencik !!

"ALIRSIN FORD OLURSUN LORD! "

İşbu kitap Ford trademarkı ile piyasada at koşturmuş , zamanın Amerika'sında bir Sabancı , efenime söyleyeyim bir Vehbi Koçmuşçasına sermaye ve yatırım ortamlarının ballı kaymağını hüpürdetip, dolarlardan oluşmuş merdivenleri beşer onar çıkmış sanayi devi Henry Ford' un yaşam hikayesini anlatıyor .. Şimdi ağzına biberler sürüp susturmak istediğim bir kısım kardeşim diyebilirlerki banane ulan ! Kuzu kurdun, yol Ford'un .. Hayır güzel kardeşim .. Bu kitap, bir "aldım verdim - ben seni yendim!" iskeleti üzerinden ilerlemiyor .. Daha önce de sizlere Upton Sincalir 'in gıda sektörü üzerine yazdığı Şikago Mebahaları kitabını tanıtmıştım .. Okumayan varsa muhakkak alsın okusun o kitabı .. Tüyü bitmemiş Kürk Mantolu Madonna perver Sabahattin Ali sever kardeşlerimiz Petrol diyecekler ama okunması gereken öncelikli iki kitap bu ve Şikago Mezbahaları.. Gelin azıcık size ondan bahsedeyim ...Yani Henry Ford'dan... Holivudun güzellemesi ile Ford vs. Ferrari izleyenler vardır muhakkak aranızda .. Ama club sandviç kafa yapısı ile iki işçi ailesi arasına sokuşturduğu milyonluk "KANLI YEŞİL BANKNOTLARIN" hikayesini oralarda bulamazsınız .. "Eziliyoruz , açız , bu devran böyle dönmez , sendikal haklarımızı isteriz" diyenlerin SERMAYENİN OLUŞTURDUĞU- YETMEYİP SİLAHLANDIRDIĞI PARAMİLİTER YAPILAR VE AMERİKAN PİYADE TÜFEKLERİ İLE godomanların emrinde el pençe divan duran polis gücü ile nasıl susturulduğunu o filmde bulamazsınız .. Biliyorsunuz ki ben size okuduğum kitapları tanıtırken asla spoilerlı tarlalara bilet kesmiyorum .. Kitaba dair "tanıtım" SADECE bu kısımdır .. Kitabı okuyacaklar böyle buyursunlar ... Bilin ki okuyacak olduğunuz kitabın içerisinde ama az ama çok bu kısımlardan da izler göreceksiniz ..

Efenim .. Muazzam bir imparatorluk kurmayı başaran Ford , üretim sisteminde kendinden önce yollara düşenlerin başarı olarak adlandırılacak olan olgularının bir adım daha önüne geçmeyi başardı .. Detroit ' te bir çiftlikte doğan , tek sınıflı bir okulda okumuş ve küçük yaşta makine atölyelerinde çalışmaya başlamış Ford , burada içten yanmalı motor prensibini öğrenmişti .. İlerde üreteceği araçlarda kullanacağı bu motorlar , o dönemde sanayinin pek çok alanında zaten kullanılmaktaydı .. Ford' un yatırım alanında yaptığı mucizevi atak, kullandığı ve geliştirdiği motorun yakıtı olarak benzini seçmesiydi .. Geliştirdiği motoru bir atlı arabanın kasasına monte etti .. Araç çalıştı .. Burdan elde ettiği para ile bir ikinci , sonrasında bir üçüncü araç geldi .. Henry Ford henüz paranın kokusunu tam alamadığı dönemlerde yaptığı bu araçları halk aracı olarak tasarlamaktaydı .. Bu arada bugün hepimizin bildiği ve sahibinden.com 'da hülyalarla baktığımız Dodge Viper'ları üreten şirket de araç üretmekteydi .. Yani rekabet de söz konusu idi .. Dodge 'un aksine milyonerlere değil halka hitap etmeyi kafaya koymuş ve "sürümden kazanalım bizim olsun MAYK!" mantığını motto edinmiş Ford, en sonunda T modeli adını verdiği bir modeli seri üretime geçirmeyi başardı .. Bu modeli üretmeyi sürdürdüğü 19 yıl boyunca tam 17 MİLYON araç satmayı başardı ki bu sayı o dönem için tüm dünyadaki otomobil sayısının kabaca YARISINA tekabül etmekteydi .. Sürümden kazanç mantığı ile üretilen bu otomobilin bunca ucuz olmasının tek sebebi pek tabiidir ki tekörnek olması değil aynı zamanda üretim planlaması ve montaj hattıydı .. Ford, mezbaha sisteminde kullanılan etleri bir kesiciden diğerine aktaran yürür platformu fabrikasyon sistemine entegre etmeyi başarmıştı .. Böylelikle o denli hızlı ve verimli üretim olanağına sahip oldu ki dakikada 2 -yazıyla iki -otomobil yapabilecek duruma evrildi .. Söz konusu otomobil olunca vites topuzundan direksiyona , camdan tekerleğe kadar pek çok değişken var .. Otomobil sektöründe neredeyse tekel olan Ford sizce bu sanayi alanındaki aracıları aradan çıkarmak için boş durdu mu sanıyorsunuz ?!? Pek tabii HAYIR !! 1927 yılına gelindiğinde, Ford yük gemileri Superior Gölü kıyısındaki Ford demir ocaklarından demiri , Kentucky' deki Ford demir ocaklarında ergiten kömür ocaklarına getirmekteydi .. Tüm bunlar oladursun , Ford cam ve lastik fabrikaları da tıkır tıkır çalışıyordu .. Kendisine ait 290 bin hektarlık ormandan getirilip araç içi döşeme için kullanılan keresteleri saymıyorum bile .. Bakın tüm bunları bir kenara koyun .. Ford henüz tüm bunları elde etmezden evvel Dodge Motors ile ortaklıktan çıktığı dönemde işbu şirkete ödediği tazminat kaç dolar bilmek ister misiniz ? O günün , yani 1920lerin parası ile TAM 27 MİLYON DOLAR !!! Ford' un sonrasında 2. Dünya Savaşı ile fabrikalarını tank ve top üretimi için tekrar organize edip paraları nasıl cukkaladığını varın gelin siz düşünün ..Şimdi buralara kadar anlattık bebişler.. Bu üretim sürecinde prim sistemi ile başlayıp , dakikada 2 otomobil üretir hale gelmiş bir kapitalistin bu sayıyı 1 dakikaya indirmek istemeyeceğini düşünmek için hangi cenaha mensup olmamız gerekiyor siz düşünesiniz! Piyasaya sürülen bu "mal" ile gelen tüketim çılgınlığını , bu çılgınlığın makineleşme ile şaha kalkan üretim safhasında katalizörü olup - gerçi katalizör de denmez ama - '920 lerde BÜYÜK BUHRAN ile kenara süpürülüveren işçi kesiminin halini , işsizliği ; öncesinde işçilerim sendika kurabilir diyen bir işverenin sonrasında sendika diyen herkesin imtina ile gözünü oydurduğunu , Amerikan halkının gözünde bir Amerikan Rüyası olan Henry Ford'un işbu rüyaların bir numaralı KARABASANI olduğunu adını verdiğim o filmde değil, ancak bu kitapta bulursunuz.. Daha öncesinde Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları isimli kitaba yazdığım tanıtımda da belirtmiştim .. TARİH , GÖZÜ DOYMUŞ BİR TEK KAPİTALİST DAHİ KAYDETMEMİŞTİR BUGÜNE DEK !
448 syf.
·Beğendi·10/10
Genç,işçi bir çiftin,boğucu bir sanayi şehri olan Oakland'dan kaçarak,hayallerindeki çiftliği kurabilecekleri özgür topraklar aramalarının öyküsüdür.Özellikle Monterag'da gezen bölümleri bir rüya gibi.
448 syf.
·Beğendi·8/10
Jack London'un bu kitabı, 1913 de ilk baskıya girmiştir. İlginç bir tarih. 1.nci Dünya Savaşının soluk nefesinin hissedildiği, 20.nci Y.Y ilk çeyreği.. Toprak muhteşem bir üretim aracı, tren aktif bir ulaşım aracı, ama henüz kara yolları çok aktif değil, dolayısıyla at ve at arabası hala, bilhassa tarım girdileri ve ürünleri için önemli bir taşıt. Kısa bir süre önce modern tarım araçları kırsalda, kentlerde ise fabrikalarda ve çeşitli iş alanlarında emeğin yerini almakta modern makinalar. Ama hala bakir, el değmedik vahşi tabiat açmış kucağını insanları da bekler bir durum arz etmektedir. Kentlerde sıkışıp kalmış insanlar, grevler, sarı sendikalar, vahşi kapitalizmin ezdiği insanların hayat kavgası, mücadelesi de bir başka pencereden yansımaktadır kitapta. Bunun en güzel kanıtı şu sözlerle ifade ediyor yazar: "Birbirinin ağzından kemik kapmaya çalışan köpekler gibi kavga eder insanlar insanın kemiği ise 'iş' tir." Başka tarzda izah edile bilinir mi?
İşte bu ahvalde Yazar bu kitabı yazdığında elimize bir roman vermemiş, aslında Amerika'nın sosyo ekonomik, sosyal politikasının analizini uzatmıştır bize.
Kitap, Amerika'da toplum yaşamını insan yaşamlarını, iş koşullarını
Ben bu kitabı okurken hep aklımda JOHN STEINBECK'in Gazap Üzümlerinin izlerini hayal ettim. Bu kitap yazıldığında J. Steinbeck henüz 11 yaşındadır. London bunu yazdığında da henüz 1929 Dünya Ekonomik Buhranı yaşamamıştır. Gazap Üzümleri ise işte bu bunalımın izlerini taşır... Yani sözüm şuraya varmaya çalışıyor. İki kitap da iki yazar da aynı kazanda zıtlaşan ama benzerlik taşıyan iki akraba çorba pişiriyor.
Tabii bu bir roman nihayetinde okuyucuya bunları bu çerçevede yansıtıyor görüş ve izlenimlerini. Bu Roman, pastoral bir anlatımla, çok güzel ve saygıya laik aşk öyküsünün paraşütüyle süzülüyor kitabın başından son noktaya kadar.
Kitabın 240-249 sayfalarında ilginç ama dikkat ederseniz bulacağınız bir nokta da var.bir romanın kadın kahramanı Saxonne ile yazar 12- 13 yaşlarındaki hali ile, Soy adını aldığı üvey babasının adını kendi adı olarak verdiği ama hep "Jack" olarak anılmasını ve maceraperestliğinin heyecanı içinde söylediği "Okland dan çıkış noktası" ( kendi değimi ile "Altın Kapının Ötesi") işte kahramanların yol macerasının kilit sözcüğü bu oluyor.
Kahramanlar, karı koça çoğu zaman yay daha sonraları at arabası ile üç yıllık o adanmış toprakları, hayal ederek yaratıkları o vadiyi, kendi şartlarına uygun olan o vadiyi "AY VADİSİ" ni aramaya başlıyorlar.Biz kitabı okurken adım adım okadar derinlemesine geziyoruz ki Amerika'yı bazen, neresi neresidir, şimdi neredeyiz, orası neresi gibi kaosa da düşebiliyorsunuz benim gibi.
Bakın ben bir kopya vereyim dostlar. Ay vadisi 446 cı sayfada ifadesini buluyor. Aynen yazıyorum. "Bir akşam beni dışarı çıkardı, ayı seyrettirdi teleskopla. Dedi ki öyle harika bir vadiyi ancak ayda bulabilirmişiz. Düşlerimizin bizi çok uzaklara sürüklediğini anlatmak istiyordu. Biz de bu adı benimsedik ay vadisini aramaya çıktık." Bayan Hale: bu ne rastlantı! diye haykırdı. Çünkü burası gerçekten Ay Vadisi..... Burası "Sonoma" vadisi. sonoma Kızılderililer dilinden bir sözcük Ay Vadisi demek.
Benden bu kadar. Gerisini bu güzel ve altın değerinde kitabı okuyarak ulaşınız.
283 syf.
Hiç inceleme yapılmamış .kitap bin yıl önce basılmış bende ortaokuldayken okudum:)sahaflardan buldum aldım.Yeniden okuyup inceleme yazıcam.şimdilik bu kısa bilgi burada dursun.Galiba hayatı sorgulama yolculuğumun başlangıç noktasıydı.Galiba diyorum çünkü böyle başlangıç noktası diye bişey olabilir mi emin değilim..
"Beş kişi arabadan atlayıp Tom'un otosuna saldırdılar... Saldırganlardan biri Tom'un kasıklarına bir tekme indirdi. Dört kişi üzerine çullandılar. Ucu kurşunlu meşin coplarla dövmeye başladılar. Böbreğini sökercesine copluyorlardı böğrünü... Üniversitede tanışmışlar, evlenmişlerdi. İkisi de gencecikti. Karı koca sendikalaşma mücadelesi veriyorlardı dev fabrikada. Ve patronun kiralık katilleri çıkıyordu karşılarına."
240 syf.
·3 günde·Puan vermedi
GÜZEL İNSANLAR MERHABA !!
Zaven BİBERYAN; 1921 İstanbul Kadıköy doğumlu yani bu toprağın güzel bir insanı Zaven..
Türkiyenin en ilginç siyasi partilerinden TİP'te siyasete atılmış. 1968 yılında İstanbul Belediye Meclis Üyeliğine seçilmiş ve başkan yardımcılığı yapmış.
Kitaba gelecek olursak; 1950-1960 Demokrat Partili İstanbul yılları bir yandan ülkede batılışma çabaları sosyeteye dahil olmaya çalışanlar, diğer yanda taşralı hali yüzünden akan insanlar..
Eserde evde evlatlık olarak alınmış Fatma (Gülgün) evde evlatlık mı, köle mi belli değil !!
Yeranik teyze ve 40 yaşını geçmiş evlenmemiş oğlu Krikor bekar kardeşi Pupul eserin diğer merkezinde olan aie üyeleri
Eserde yüzüne karşı farklı arlkandan ise seni kıyasıya acımasızca eleştiren mahalle insanları, İstanbullu Ermeni, Yahudi insanları, İstanbul'a Anadolu'dan gelen kırsal insanlar ...
Eseri okurken sanki Nubar Terziyan, Adile Naşit, Sami Hazinses gibi güzel insanların rol aldığı çok eski siyah-beyaz Yeşilçam filmi izliyor hissine kapıldım.
Bu ülkenin binbir çiçekli bir bahçe olduğunu unutmamak için bu tür eserleri okumak gerektiğini düşünüyorum.
İyi Okumalar !!
400 syf.
·7 günde·9/10
Maksim Gorki'nin 1905 Rus Devrimi'ne adadığı ve romandaki kahramanların eylemleri ve cesaretleriyle 1917 Sovyet Devrimi'nin de habercisi olduğu yazar kitabın arkasında. Devrimci ruhunu, inanışını, doğrunun ve adaletin peşinden korkusuzca gidebilmeyi anlatır bu roman. Okurken çoğu kahramanı dostum, özellikle başkahramanımız Pelageya(Ana)'yı ise kendi annem gibi benimsedim, Pavel'e hayran kaldım çoğu zaman ve sanki onlarla beraber bu mücadeleyi ben de verdim. İşçi sınıfının ezildiği, bürokratların, adalet adına görev yapan sözde yargıçların, mahkemelerin haksız yargılamalar yaptığı bu düzene başkaldırmak istedim. Beni etkileyen, sorgulatan, akıcı ve güzel bir kitaptı.
528 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Kitabı okurken üzülmemek elde değil.Bir ailenin çöküş hikayesidir okuduğum bir varlık vergisi yüzünden fakirleşmiş bitmiş dağılan paramparça olan hayatlar Ve savrulan.Kitap beni çok etkiledi Baretin hayata tutunaması ve her şeyde bir kusur bulması beni biraz sinir etse bile özündeki konu çok hassas bir konuydu.
202 syf.
·4 günde
Yalnızlar.

Ermeni Edebiyatının başarılı romancılarından Zaven Biberyan'ın gayet başarılı bir kitabıdır. Bu yıl içerisinde Ermeni Edebiyatında biraz yol almak istediğim için, Zaven Biberyan'ın dili oldukça sade olan, okuyucularını hiç zorlamayan bu kitabıyla başlamak istedim. Kitabı bitirdiğimde ise doğru bir karar olduğunu bir kez daha görmüş oldum. Bana, diğer kitaplarını da okutmayı başaracaktır.

Biraz yazardan söz etmek istiyorum. Zira yazar, ülkemizin hiçte yabancı olmadığı bir simadır. Zaven Biberyan, 1921'de İstanbul Kadıköy'de dünyaya gelmiştir. Yaşamı süresince, birçok Ermenice gazete ve dergide yazıları yayımlanmıştır. Gazete ve dergilerde yayımladığı sol görüşlü yazılarından ve tepkilerden dolayı bir süre ara vermek zorunda kaldı. Yayımlanan bazı yazılarından dolayı ülkesini terk etmek zorunda kaldı. Lübnan'da bir süre yaşadı. Orada yine Ermenice gazete ve dergilerde yer aldı. Daha sonra ülkesine dönerek, Türkiye İşçi Partisinde siyasi faaliyet gösterdi. Biberyan 4 Ekim 1984'te İstanbul'da vefat etti. Kitabına gelecek olursak;

Ermeni Tehciri sonrası yurdun dört bir yanından, malından, toprağından, akrabadan, anadan/babadan uzak kalan bir kısım Ermeni'nin, yine yurdun farklı yerlerinde yeni bir yaşam inşaası sürecinde çektiği zorlukları, ruhsal bunalımları kaleme almıştır. İnsanın haleti ruhiyesini gayet başarılı bir biçimde okuyucusuna aktarmıştır Zaven Biberyan.

Kendi ulusunun içinde bulunduğu durumu, keskin bir gözlem gücüyle analiz ederek kitabına aktarmayı başarmıştır. Örneğin; tehcir öncesi evlilik arifesinde olan birinin, aniden patlak veren bir iç sorundan dolayı hızla ve hastalıkla gelişen bir ruh halini alıp ve bunu en yakınındakinin canını sıkarak ilerletmesi. Ve tehcir sonrası müthiş bir ruhsal bunalım çekmesi. Bir başka örnek ise; zengin bir ailenin, tehcir sonrası anlamlandıramadığı bir sınıfsal farklılık içinde olması. Yemeye dahi ekmek bulamaması. Şüphe yok ki, yazar bu iki basit örneği mükemmel analiz edip, bizi de o ruh hali içerisine koymayı başarabilmiştir.

Kitapta sadece yetişkinlerin çektiği sıkıntılara yer vermemiştir. Tehcir sonrası, Müslüman ailelerin yanına evlatlık ya da hizmetçi olarak verilen çocuklarında içinde bulunduğu durumlardan da söz etmiştir. Çocukların, yeni bir hayat düzenine tam olarak alışamadığı, yeni bir düzene alışmak isterken tamamen iç dünyalarında kayboldukları, benliklerini yitirme noktasında oldukları noktalara da değinmiştir. Kısacası; yeni bir edebi kimlik kazanmak isteyenlerin başlangıç seviyesi için oldukça uygun bir kitap. Farklılık isteyen okurlara tavsiye edilir.

Zaven Biberyan'nın bu yapıtını bir an önce okumalı, kitaplığınıza mutlaka kazandırmalısınız. Yeni bir tad, yeni bir soluk olacaktır siz okuyucular için. Ayrıca kitaplığınıza da yeni bir renk.
352 syf.
·11 günde·9/10
Bugün sizlere kalemiyle ilk kez tanıştığım Maksim Gorki’nin Ana kitabıyla merhaba demek istiyorum. Yazarın dili, betimlemeleri, olay örgüsü o kadar yalın, içten ve akıcı ki her yönüyle kitaba bağlanıyorsunuz. Kitabın konusundan bahsedecek olursam; bir tarafta işçi sınıfı bir tarafta onları sömüren çar, burjuva ve zenginler takımının mücadelesini konu almaktadır. Baş karakterimiz; Pavel Vlasov ve annesidir. Ana evlendiği günden kocasının ölümüne kadar şiddet, yokluk ve birçok zorluklar yaşamış bilinçsiz bir bireydir. Ta ki, kocası öldükten sonra oğlu Pavel’in sosyalizm düşüncesiyle tanışarak eve yasak kitaplar getirmesi, yeni sosyal çevresinden arkadaşlarını anasıyla tanıştırmasına kadar sürmüştür. Ana ilk başlarda hiçbir şey bilmezken gün geçtikçe oğlunun ve arkadaşlarının ne yapmak istediklerini daha iyi anlar, kendini bilgiye aç, gerçeğin peşinde giden birisi olarak bulur. Pavel ve arkadaşlarının sonunu baştan anladığında ne kadar içi buruklaşsa da o, her daim sevgiyle, gerçekle, iyilikle yoğrulacak bir dünyanın varlığı için buna da göğüs germeyi yeğleyecektir. Pavel; çalıştığı fabrikanın kendilerini sömürdüğünü, bilgisizliğe ittiğini, üst yöneticilerin refah, mutluluk ve para içinde yüzerken her bir arkadaşını basamak olarak kullandıklarını kabul etmeyen sosyalizm düşüncesini yaymaya çalışır. Ama her ülkede, her toplumda olduğu gibi sonu hapistir. Bunun sebebi ise; eşitlik, hak, adalet, insanca yaşamak isteğidir. Ama o haksız yargılanırken dahi sadece fikirlerini ön plada tutup, halkın, proleteryanın, köylü sınıfının bilinçlenmesini isteyecek kadar kendisini insanlığa adamıştır. Bu yolda en büyük destekçisi de anasıdır. Seneler geçse de gerçekleşmeyecek bir ütopya olarak kalacak olan sosyalizmi ve buna engel olmak isteyen çar(burjuva takımı, sözde yargıçlar, askerler) arasındaki mücadelenin tüm gerçeklerini daha net anlayacağınız bir eser, Ana. Eserin sayfalarını çevirdikçe günümüzde ki gelir adaletsizliği, hukuk kurumları, eğitim kurumları neden gittikçe yozlaşmaya gidiyor daha iyi anlıyorsunuz. Pavel ve Ana’nın dediği gibi bizleri sevgi ve bilinçli olmak kurtaracak diyerek kitap hakkındaki düşüncelerimi noktalamak istiyorum. Severek okuduğum bu güzel eseri herkese tavsiye ederim. Kitaplarla kalın
en sevdiğim yazarlardan biri olan maksim gorki nin en güzel kitaplarından .o zamanki toplumu sınıf farklarını çok güzel anlatmıştır yazarımız cidden harika bir kitap kitabın konusu geleneklerine bağlı bir kadının bir ana nın nasıl sosyalist yanlısı bir devrimciye dönüştüğünü anlatıyor kitabın baş kahramanı pagelya [ana] sonuna kadar oğluna yardım ediyor muhteşem bir gurur örneği .okumanızı tavsiye ederim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Zaven Biberyan
Unvan:
Yazar
Doğum:
1921
Ölüm:
1984
Ermenice yayın yapan birçok gazetede yazılar yazdı, yöneticiliğini yaptı. 1946'da Nor Lur adlı gazetedeki Al Gı Pave... (Artık Yeter) başlıklı yazısından dolayı hapis yattı. Bu yazısı Ermeniler aleyhinde tutuma ve Ermeni karşıtı yayınlara karşı yazılmıştı. Daha sonra bulunduğu işlerden de sosyalist düşüncelerinden ötürü baskılar görerek ayrılmak zorunda kalan Biberyan, 1949'da Beyrut'a yerleşti. Orada da gazeteciliğe devam etti ve Ermenice yayın yapan Zartonk ve Ararad 'ın yazı işlerinde görev aldı.

1953 yılında İstanbul'a dönerek, Osmanlı Bankası ve Meydan Larousse: Büyük Lugat ve Ansiklopedi 'nin redaksiyon kurulunda görev aldı. Ayrıca 1968 yılında TİP'ten İstanbul Belediye Meclis üyeliğine seçildi.

Zaven Biberyan, 4 Ekim 1984'te vefat etti ve Şişli Ermeni Mezarlığı'nda toprağa verildi.

Yazar varlık vergisi mağdurlarındandır ve o dönemlerde çok acılar çekmiştir. Bu konuyla ilgili Mırçünneru Verçaluysı (Karıncaların Günbatımı) adlı romanı 1970 yılında Jamanak gazetesinde tefrika edilmiş ve ölümünden birkaç hafta önce Aras Yayıncılık tarafından yayınlanmıştır. Bu kitap, Babam Aşkale'ye Gitmedi adıyla, 1998'de Türkçe’ye çevrildi.

Yazar istatistikleri

  • 20 okur beğendi.
  • 211 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 292 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.