Türk Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı Eylül ile karşınızdayım. Kitabımız üç kişi üzerinden ele alınıyor. Suat, Süreyya ve Necip. Suat ve Süreyya evli, mutlu ve birbirini çok seven bir çiftir. Hatta kitabın başlarında Süreyya bulundukları evden ve insanlardan memnun değilken yanında Suat'ın olması ona bir nefes, can ve yoldaşı oluyordu. Keza bu durum Suat içinde geçerliydi. Kocası için her şeyi yapabilecek bir kadındı. O mutlu olsun diye daha güzel bir semtte ve daha iyi bir eve geçmelerini bile sağladı. Bu süreçte yanlarında bulunan dostları Necip vardı. Necip aşka, evliliğe inanmayan, bazı sebeplerden uzak duran birisidir. Yeni ev bambaşka durumların başlangıcı olur. Süreyya yeni hobiler edinerek eşinden uzak kalmaya başlar, yalnız kalan Suat yaşadığı hayatı sorgulamaya başlar, gözlerinin önünde birbirini çok seven ve diğer kadınlardan çok farklı görünen Suat'la Necip kendi dünyasında farklı düşüncelere dalar. Necip de Suat gibi bir eş ister o gibi seven, ilgili, sadık biri. Kocasın yokluğunda onunla vakit geçiren Necip, Suat'ın yaşadığı hayatı ve evliliği sorgulamaya başlar. İkili birbirine karşı somut olmayan bir şekilde duygusal bağlarla bağlanır. Bir araya gelmeleri imkansız, kopmaları ile ölüm gibidir. Kitaptaki gelişmeler olaylarla değil psikolojik olarak ilerlemekte onların yaşadığı her duyguyu, çöküşü orada okuyoruz. Gerçekten çapraz denklem, kişilerin ruhsal bunalımları, çöküşleri çok güzel bir şekilde aktarılmış. Kitabın sonu ise çok şaşırtıcıydı. Asla öyle bir şey beklemiyordum ve sanki bir şeyler yarım kaldı, yerine oturmayan boşluklar vardı. Onun haricinde ben çok severek okudum.