Bu son ayların bu acayip zulmü neydi bana karşı? Zihnimi toparlayamıyordum artık. Her zaman, her yerde en tuhaf azapları ben çekiyordum. Tanrı beni mi göstermişti? Neden bir başkasını değil de beni?
Bu genetik yolculuklar ne kadar da tuhaf, insan bedeni onyıllarca hiçbir değişikliğe uğramadan yol alıyor, sonra, birkaç yıl içinde yaşlılığa teslim oluyor
Yas tutanlar dualarını okuduktan, çelenklerini bıraktıktan ve köye döndükten sonra, yeni gömülenlerin nasıl bütün gece mezarlarında kaldığını düşünüyor. Yolun kurumuş çamurunun üzerinde tekerlekler dönüp uzaklaştıktan sonra, akşam yemekleri yendikten ve yatak örtüleri açıldıktan sonra; bütün bunlar olduktan sonra mezar kalır, rüzgâr çiçeklerini nazice dağıtır. Bu mezarlık duygusu ürkütücü ama tam anlamıyla itici değil. Gerçek; fazlasıyla gerçek.
Şimdi bile, bu çağda bile, erkekler hâlâ ölümü kendi becerikli ellerinde tutabiliyor ve mezar hazırlayan, doğanın içine terk edilmiş bir yaşam zerresine bile, ister sihirle ister irade gücüyle olsun, hayat vermekten söz eden kadınlarla dalga geçebiliyorlar.