Hayatta olduğu gibi kitaplarda da gevşek akort edilmiş tutkular istiyorlardı, tüm bedeni saran esrimeler değil; terbiyeli terbiyeli gezintiye çıkan duygular istiyorlardı.
Şömine sanatı istiyordu o zamanın insanları, fırtına sütunları sallarken rahatça şömine başında okunabilen içinden de tehlikesiz konularla alevcikler ve çıtırtılar gelen bir sanat, kalbi çay gibi ısıtan bir sanat, onu coşkuyla sarhoş edip ateşini harlatan değil.
Elizabeth’in İngiltere’sinin Shakespeare’i bulduğu gibi Dickens o zamanın İngilteresinin cisimleşmiş gereksinimidir. Doğru zamanda gelmiş olması onun ününü doğurdu, bu gereksinim tarafından boyunduruk altına alınmış olması ise trajedisi oldu.