Hey you, out there on your own
Sitting naked by the phone
Would you touch me?
Hey you, with you ear against the wall
Waiting for someone to call out
Would you touch me?
Hey you, would you help me to carry the stone?
Ölümsüz gücü... buraya kadardı. Öyle yetersiz beslenmiş, öyle zayıflamıştım ki...
Beni güçsüz bırakmalarına izin vermiştim. Ağzına gem vurulmuş vahşi atlar gibi boyun eğmiştim.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Eskiden bana azıcık nezaket gösteren, azıcık güven telkin eden ilk kişiye âşık olabilecek kadar yalnız ve çaresizmişim diye düşünüyorum. Belki bunu onun da bildiğini düşünüyorum. Açıkça belli etmese de böyle birine kol kanat gerecek kişi olmayı istediğini. Bunun, eskiden olduğum kişi üzerinde işe yaradığını, ama şimdi olduğum kişiye işlemediğini.
Korunmaya ihtiyaç duyan, düzen ve huzur için can atan o kız Dağın Altı’nda ölmüştü. Ölmüştüm ve boynum kırılmadan önce beni o dehşet anlarından koruyan hiç kimse çıkmamıştı. Ben de kendim yapmıştım. Ama Dağın Altı’nda uyanıp değişime uğrayan o parçamı artık bir araya getirmezdim; getiremezdim. Oysa Tamlin güçlerine kavuşmuş, tekrar bir bütün olmuştu. Hep istediği o koruyucu ve kollayıcıya dönüşmüştü.
Artık pışpışlanıp pohpohlanmaya ihtiyaç duyan, lüks ve rahatlık isteyen o kız değildim. Böyle şeylere tekrar özlem duymak için geriye nasıl dönebilirdim, bilmiyordum. Tekrar halim selim olmak için.
Dağlara bakan küçük localardan birinde, kalın minderli tekli koltuğa gömülüp kitap okumayı alışkanlık edinmiş, yeni kelimeler öğrendiğim için yavaş ilerlesem de koskoca bir kitabın sonuna gelmiştim. En azından zaman öldürmeme yardım etmişti: Asla var olmayan ve asla var olmayacak tüm o karakterler, bana sessizce ve yılmadan eşlik ederken, bir şekilde... o kadar da yalnız olmadığımı hissettirmişlerdi.