Hey you, out there on your own
Sitting naked by the phone
Would you touch me?
Hey you, with you ear against the wall
Waiting for someone to call out
Would you touch me?
Hey you, would you help me to carry the stone?
Tamlin günlerce özür dileyip durdu. Benimle sevişti: gece gündüz. Elleriyle, diliyle, dişleriyle vücuduma tapındı. Gerçi bu konuda zaten hiç zorlanmamıştık. Ayağımıza takılan şeyler başkaydı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Ama Tamlin… ben…” Duvarlar üstüme üstüme geldi. Sessizlik, nöbetçiler, bakışlar. Bugün Tithe’de yaşadıklarım. “Boğuluyorum,” diyebildim. “Boğuluyorum. Sen bunu abarttıkça, muhafızların sayısını artırdıkça… Başımı suyun altına bastırsan daha iyi.”
Arzusuz yaşayabiliriz. Ancak hayatın tadı tuzu tamamen kaçar. Gerekliliklerle çevrili, zihnimizin dar sınırlarının ötesini göremediğimiz bir köşeye sıkışıp kalırız. Arzusuz yaşamak demek kendimize yabancılaşmak demektir. O kitabı gerekli olduğu için okumak, o yemeği aç kalmamak için yemek, o tanıdıklarla network olsun diye görüşmek demektir. Arzu sayesinde dünyanın geri kalanıyla gerçek ve derin bağlar kurarız. Varoluşçu bakış açısına göre de arzunun olduğu her an cinseldir. Arzumuza sahip çıkmamız, hayatı arzuyla yaşamamız gerekir. Öteki türlüsü hayatın sonu gelmeden ölmek gibidir.
İnsan sadece gerekliliklerde kaldığında, sadece ihtiyacı olan kadarı için dünyaya karıştığında zaman içerisinde ölü hissedebilir. Buna karşın arzu bizlere gerekenin ötesini, mümkün olanı gösterir. Bir yemek yapmak veya kitap satın alıp okumak kadar görece daha az karmaşık eylemlerden bir meslek, bir mesken, bir dünya seçerek kendimize bir hayat kurmaya, daha derin ve geniş etkilere kadar her yerde arzunun izlerine rastlamak mümkündür.