Bana "hocam" diyorlardı. Ben de büyük bir ciddiyetle bu durumu kabul ettim. Benim gurur duyacak bir şeyim yoktu. Eğitimim de yoktu. Yeteneğim de yoktu. Bedenim kirlenmiş, kalbim zavallıydı. Ancak iş ıstıraba gelince, bir tek o konuda, bu gençlerin bana "hocam" demesini sessizce kabul edecek kadar ıstırap yaşamıştım. Bu elimdeki tek gurur kaynağımdı. İşte sadece bu gururu sıkı sıkaya sahiplenmek istiyordum. Bugüne kadar şımarık, kendini beğenmiş çocuk olarak gördüler beni. Oysa içten içe çektiğim ıstırapları kim bilebilir ki?
Çocukların nevrozlarının sebeplerini inceleyen bilim aracılığıyla biliyorduk ki bir yetişkinin cinayetten tiksindiği kadar, çocuk da babasından tiksinerek doğardı. Öldürmeyi reddeden bir insanlık, tarihsiz ve belleksiz bir varlıktı.