Roşeysa

Allahın her zaman müslümanların arkasında olduğu,islam dininin dışında kalanların hiçbir zaman müslümanlardan üstün olamayacağı şeklindeki derin yanılgı ve önkabul hala çok etkili durumda. Batı dünyasındaki gelişmelerin ''aslında kuranda öngörüldüğü'' şeklindeki safsata,21.yüzyılda bile birçok islamcı tarafından açıkça savunuluyor. Dahası müslümanların büyük çoğunluğu,ortaya çıkan bu vahim tabloda (yaşamın her alanındaki gerilik ve sefaletten) kendilerinin,sahip oldukları anlayışın ve egemen dini yorumun hiçbir payının olmadığını düşünüyor. Toplumu ve devleti ne kadar fazla dinselleştirirlerse her şeyin daha iyi olacağına inanıyorlar. Dolayısıyla kendi gerileme ve sefaletlerini sürekli olarak yeniden üretiyorlar.
Sayfa 131·Kitabı okudu
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İçinde sömürgecilik,kapitalizm ve emperyalizm gibi,insanlar ve toplumlar arasındaki eşitlik ve adalet ilişkisine karşı yıkıcı olgu ve kavramlar taşısa da Aydınlanma ve onu tamamlayan burjuva devrimler çağının tarihsel anlamı; ortaçağı aşmak,modernite ve tarihsel-toplumsal ilerlemedir. Zaten islamcılar tarafından yöneltilen eleştiri de Batı kültürünün bu sömürgeci ve emperyalist özelliklerine değil,onun hıristiyan yanınadır. Bu bakış tarihsel,kültürel,siyasal ve ekonomik gerçeklerden kopuk,dar bir dinci perspektiften başka bir şey değildir.
Sayfa 130·Kitabı okudu
İslamcılar,yozlaşmanın bir ürünü olarak gördüğü Batı kültürünü reddetmeyi savunurken,nesnel bakımdan başarılı bir gelişme ve kalkınma modeli olarak önlerinde duran ve herkesin gördüğü gerçeği inkar edemiyor. Bu nedenle Batı'nın kültürünü reddederken, ''fennini ve tekniğini almak gerektiğini'' savunuyor. Çünkü onlar ''Batı kültürü'' denilince bunu sadece hıristiyanlık olarak anlıyor. Oysa Batı'da bilim ve teknolojiyi yaratan olgunun,gerçekte reddettikleri o kültür olduğunu anlamıyor ya da anlamak istemiyorlar. Dolayısıyla söz konusu kültürün,insanlığın gelişiminin ortak ürünü olduğunu da göremiyorlar.
Sayfa 128·Kitabı okudu
Amerikancılık ve komünizm düşmanlığı gözlerini öyle karartmıştır ki,islamcıların bütün siyasal yaşamlarına karakterini veren bu motiftir. Ancak Necip Fazıl kuşağı islamcıların etkin olduğu dönemlerde (1950-1965) komünizm,kurulu düzeni tehdit eden bir güç değildir. Bu nedenle,abartılı komünizm karşıtlığının altında gerçekte Kemalizmin laik,aydınlanmacı ve halkçı yanlarına karşı iflah olmaz bir düşmanlık yatar. Bu örgütler,ABD ve NATO'nun Doğu-islam dünyasında sola karşı geliştiridiği, ''yeşil kuşak'' siyasetinin ürünleridir.
Sayfa 115·Kitabı okudu
İslamcı hareketin ve Türk sağının zaman zaman tedavüle soktukları emperyalizm karşıtlığı,tam anlamıyla bir palavradan ibarettir. İslamcıların ve ülkücü milliyetçilerin sicili yüz kızartıcı bir işbirlikçiliğin tarihidir. (...) Necip Fazıl'a göre, ''Amerikan siyasetini tutmak,Türkiye hesabına en doğru'' yol olacaktı. Onun itiraz ettiği tek şey,bu yüz kızartıcı işbirliği sonucunda yeterince takdir edilmemek ve açıkça yazdığı gibi ''dolgun'' bir maddi karşılık alamamaktı.
Sayfa 114·Kitabı okudu