Roşeysa

Necip Fazıl,Mustafa Kemal karşısında bir ''kurucu ata'' figürü olarak yakın tarihte 2.Abdülhamit'i bulup öne çıkarıyor. Dahası tarihi gerçeklere aykırı,yalan üzerine kurulu ve naylon bir Abdülhamit portresi çiziyor. Bugün uğraştığımız bu Abdülhamit'tir. Yakın tarihin en karanlık rejimini (İstibdat) yaratan Abdülhamit,Necip Fazıl'ın gerçeklere aykırı olarak yarattığı bir kahramandır. Bugün Erdoğan-AKP iktidarı,Necip Fazılcılığı adeta resmi ideoloji haline getirmeye çalışıyor. (...) Böylece,aynı zamanda ırkçı ve yahudi düşmanı olduğunu hiç gizlemeyen Necip Fazıl,bir şair olmasının ötesindeki kimliğiyle,islamcı-faşist bir kuramcı olarak yüceltiliyor.
Reklam
İslamcılık üzerinden iktidara tırmanan muhafazakar-dinci sermaye kesimleri,bu konumlarını dahası vahşi kapitalist sömürü düzenini korumak için kaçınılmaz olarak totaliter bir rejim kurmaya yönelir. İslamcılık ya da dincilik,kendilerine bu konuda yeterince hatta haddinden fazla ideolojik,siyasal ve kültürel destek sunar. İtiraz edilemez,eleştitilemez,sorgulanamaz bir kutsal din anlayışına,ideolojik çizgiye ve mutlak itaate dayalı bir hareket olarak islamcılık,kolayca totaliter bir rejime savrulabilir. İslam adına kutsal bir diktatörlük kurmak,geniş bir toplumsal rızaya dayalı olarak gerçekleştirilebilir.
Sayfa 96·Kitabı okudu
İslamcılık esas olarak,aydınlanma ve modernleşme süreçlerinin dışında kalamayan müslüman toplumlarda,bir önceki dönemin egemen güçleri ve sınıflarının ideolojisi olarak ortaya çıkıyor. Bu özelliğinin yanı sıra,kendi ortaçağını aşamayan islam dünyasının,Batı'nın sömürgesi hatta kölesi haline gelmesiyle,yoksul müslüman kitlelerin Batı ve sömürgecilik ile özdeşleştirdikleri modernleşme,aydınlanma ve akılcılığa karşı bir tepki hareketi,reaksiyoner bir ideoloji olarak da şekilleniyor. Bu özellikleriyle siyasal,ekonomik ve toplumsal merkezin kenarında kalan ve fakat iktidardan ve servetten daha çok pay talep eden,ticaretten gelme taşra burjuvazisinin de ideolojisi olarak işlev görüyor.
Sayfa 95·Kitabı okudu
Siyasal islamcılık ve muhafazakar milliyetçilik,1950'li yıllardan itibaren emperyalizmin işbirlikçisi hareketler olarak şekillenmiştir. Bu özellikleri,söz konusu akımların faşist ve/veya faşizan karakterlerini oluşturan en önemli etkendir. İslamcılığın mayasında bulunan ilkesizlik,takiyye geleneği ve ''ehven-i şerriye'' anlayışı bu ilişkiyi kolaylaştırmıştır. Bu bağlamda,Soğuk Savaş dönemi milliyetçiliği de islamcılığı da anti-komünist olduğu kadar,anti-Kemalist bir karaktere sahiptir. Laiklik karşıtıdır. Özellikle Komünizmle Mücadele Dernekleri (KMD) ve Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) gibi,istihbarat örgütlerinin (CIA,MİT) kontrolünde olan örgütler böyledir. Bu örgütlerden 1962'de kurulan KMD ve 1960'ların sonlarında sağın eline geçen MTTB islamcı hareketin lider kadrosunun yetiştiği kaynaktır.
Sayfa 94·Kitabı okudu
Darbeciler,Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ilkelerinin yeniden tanımlanması yoluyla,islamcılıkla iç içe geçen yeni bir kurucu ideoloji oluşturmaya çalışıyordu. Laiklik ilkesi,önce eğitim kurumlarında olmak üzere sınırlandırıldı. Devlet islamcı kadrolara açıldı. Fethullahçı çetenin orduda ilk örgütlenmeye başladığı dönem de bu darbe yılları oldu. Belirleyici ideolojik-politik eksen anti-komünizmdi. Hedef ise Kemalizmin sol yorumu dahil,solun ve sosyalist hareketin bütünüyle tasfiyesiydi.
Sayfa 91·Kitabı okudu
Reklam