Roşeysa

Dinci milliyetçlik,güçlü ve abartılı bir komünizm ya da laiklik düşmanlığıyla birlikte gelişir. Türkiye'de bu Cumhuriyet ve Kemalizm düşmanlığı şeklinde gelişmiş,komünizm düşmanlığı ise çoğu kez Kemalizm ve laiklik düşmanlığını örten bir şal işlevini görmüştür. Örneğin esas olarak islamcı hareketin fideliği işlevini gören Komünizmle Mücadele Derneklerinin kurulduğu 1960'lı yılların ilk yarısında ülkede gerçek anlamda bir komünizm tehdidinden söz etmek mümkün değildir. KMD'lerin,ülkücü hareketle neredeyse hiç ilgisi olmamıştır. İstihbarat örgütlerinin denetiminde olan,daha çok islamcılardan oluşan bu Soğuk Savaş örgütünün asıl hedefi ise komünizmden çok,Kemalizm ve laik cumhuriyet karşıtlığı şeklinde gelişmiştir.
Sayfa 89·Kitabı okudu
Reklam
Milliyetçi ya da islamcı bütün faşist hareketler,ideolojik bakımdan dışlayıcı,yabancılaştırıcı,düşmanlaştırıcı ve saldırgandır. Bu ideolojik anlayış,yayılmacılığın da gerekçesini oluşturur. İtalya'da milliyetçilik kutsal devlete,Roma İmparatorluğu'nun tarihteki büyüklüğüne ve gücüne,Nazi Almanyası'nda da üstün ırk anlayışına dayandırılmıştır. (...) İslamcı faşizmde ise allahın gönderdiği son dine (hak dini) ve Necip Fazıl Kısakürek'in ''başyüce'' dediği,tanrı tarafından seçilmiş ve bu anlamda kutsallık atfedilen lidere/şefe dayanır. Şefe kayıtsız şartsız bağlılık üzerine inşa edilen milliyetçi ve dinci ahlak,demokrasiyi değil totalitarizmi kutsar.
Sayfa 89·Kitabı okudu
Tekelci sermayenin ve emperyalizmin yeni ihtiyaçları doğrultusunda; devleti,siyasal yaşamı,ekonomiyi ve toplumu yukarıdan aşağıya doğru ve bütün alanlarıyla yeniden düzenleyen 12 Eylül cuntası,faşist bir rejim oluşturdu. Türkiye ve devrimci hareket başka bir çözüm üretememişti. Ve faşizm,Clara Zetkin'in de söylediği gibi,devrimini yapamamış toplumların cezasıydı.
Sayfa 79·Kitabı okudu
Sistemde siyasal bir kırılmanın yaşandığı 1978'den itibaren Türkiye hızla darbe iklimine giriyordu. Başta ABD ve Federal Almanya olmak üzere Batı,ordu üst yönetimi ve büyük sermaye,dönemin yeni ihtiyaçlarına uygun olarak devletin ve toplumun yeniden yapılandırılması fikrinde buluşuyordu. Toplumsal muhalefetin ezilmesi,Türkiye'nin kaybedilme riskinin sıfırlanması ve ulaşılan ekonomik büyüklüklere uygun olarak yeni bir sermaye birikim modelinin devreye sokulması başlıca amaçlar arasındaydı. Bu hedeflere ulaşabilmenin aracı ise askeri daebeydi! MHP,bu amaca hizmet için elinden geleni yaptı.
MHP milliyetçiliği ya da ülkücülük,bir Soğuk Savaş ürünüydü. Soğuk Savaş,sadece MHP milliyetçiliğini değil,devlet milliyetçiliğini de etkisi altına aldı ve dönüştürdü. Batıcı,seküler,aydınlanmacı bir cumhuriyet milliyetçiliği,yerini anti-komünist gerici bir milliyetçiliğe bıraktı. İşte bu gelişme,uzak olmayan bir gelecekte islamo-faşizmin de ideolojik zeminini oluşturacaktı. Dolayısıyla Türkiye'de birer Soğuk Savaş ürünü ve gücü olan siyasal islamcılık ve Atlantik milliyetçiliğinin kaynakları aynıdır. İslamo-faşist milliyetçilik,siyasal dinci hareket ile Atlantik imalatı ülkücü milliyetçiliğin sentezidir.
Sayfa 69·Kitabı okudu
Reklam