O okulun duvarları bugün biraz daha sessiz; çünkü artık geri gelmeyecek sesleri saklıyorlar. Sıralar yerli yerinde duruyor, defterler yarım kalmış cümlelerle açık ama o cümleleri tamamlayacak çocuklar yok. İnsanın içini en çok acıtan da bu: Hayatın, sanki hiçbir şey olmamış gibi devam edebilmesi. Birkaç gün konuşulup sonra unutulması. Oysa unutmak, acıyı hafifletmez; sadece vicdanı susturur.
Bir yerlerde anneler hâlâ aynı odalara girip çıkıyor, çocuklarının kokusunu kaybetmemek için sessizce ağlıyor. Babalar susuyor, çünkü bazı acıların sesi olmaz. Ve biz, dışarıdan bakanlar… yavaş yavaş alışıyoruz. İşte en tehlikelisi de bu: Bu kadar büyük bir acıya alışmak.
Unutulan her çocuk, bu toplumun vicdanından eksilen bir parçadır. Çünkü bazı kayıplar sadece bir ailenin değil, herkesin sorumluluğudur. Bu sadece bir yas değil; bu bir uyarı. Bir şeylerin değişmesi gerektiğini haykıran ağır bir gerçek.
Hiçbir çocuk, bir ihmalin ya da bir sessizliğin bedeli olmamalı. Ve hiçbir acı, bu kadar kolay unutulmamalı. Çünkü bugün sustuklarımız, yarın daha büyük kayıplar olarak geri döner. Ya gerçekten duyacağız ve değiştireceğiz… ya da her seferinde biraz daha eksileceğiz.