Paris ve Viyana
barikatlarındaki kanlı çarpışmalarda,
Amerika'daki köleliğin kaldırılması savaşında ya da Rus Devrimi'nde elde ettiklerine sahip çıkmamakla suçladım. Ancak, her seferinde çalışıp didinip bir bataklıktan çıkmayı başardıktan sonra hemen bir başka bataklığa saplanmanın nedenini anlayamıyordum. Sonra
yavaş yavaş ve el yordamıyla, seni köle yapan şeyin ne olduğunu buldum: SEN KENDİ KENDİNİ KÖLELİĞE MAHKUM
EDİYORSUN. Köleliğinin tek sorumlusu, yalnız ve yalnız sensin başka hiç kimse, ama hiç kimse değil. Tek sorumlu sensin.
Yalnız bir anlamda «özgürlüğe sahip
»sin sen: kendi yaşamım yönetmeyi
öğrenmeme, kendini bu yönde eğitmeme ve kendini eleştirmeme özgürlüğüne sahipsin.
Kelsier ile ilgili duruma üzülecek zaman yoktu. Kuşatma, öğrenilmesi gerek sırlar vardı. Koskoca 630 sayfa bir sırrı ne kadar saklayabilir ki diye düşünmüştüm. Ama Branşın Sanderson okuduğumu unutmuşum. Sanırım en çok kitapta Sazed' ın düşünceleri ve hareketleri etkiledi beni. Dockson ile ilgili durum ise nedense çok yaraladı. Bakalım son kitapta bu kadar sırrı nasıl ustaca ortaya çıkaracak. Çünkü Sanderson'da en çok güvendiğim şey en ufak bir boşluğu bile kafada bırakmaması.
Bu kadar geç okuduğum için kendime çok kızdım. Epik fantastik dünyanın kralı için bir hakaret sayılabilir. Boşlukların bu kadar dolduğu, gerçekçi ve karmaşık bir kitap bulmak zor. En çok gerçekçiliğin vuruldum. Özellikle en son Ellend ile ilgili kısım benim favorimdi. Hemen ikinci kitaba doğru koşuyorum.