Yağmurun serinliği ışıltılı gözlerin,
Öpüşlerin kavruk tenimde ılık birer esinti
Nerden çıka geldin asi dağın hoyrat maralı
Ben bütün yorgunluğumla çekip gitmişken ülkemden, nasıl da bana ülke olup kucakladın dağ güzelliğinde..
Teninin her karışını pusulasız yoklarken düşlerim, karanlık gecelerinde uçsuz bucaksız ovalarında kır çiçekleri olup açtın gönlümün..
Sen ne güzelsin hırçın akan nehirlerin gür sesindeki huzur,
Yüreğime son cemre olup düştün
Şimdi gelde kurtar beni hayalinden
Gelde dokun Özlem kokan yalnız gecelerime.
Bitmesin hasretim kalsın tüm şiddetiyle kokun masmavi gökyüzünde..
Hiç bir söz taşıyamaz seni sevmenin ağırlığını ve hiç bir yürek kaldıramaz sesini
İşgal edilmiş şehirlerin yalnızlığı bizimkisi
Sınırların olduğu, kuş seslerinin inatla yükseldiği, her ağacın dirençle meyve verdiği ütopik sevda bizimkisi..
Sen ne güzelsin hiç yıkılmayan, yıkılamayan tarih kadar eski ve yarın kadar yakın olan
Gel de sevme, gelde tutulma büyülü ışıltına
Ey benim olan ve ey benden olan seninim budur aslolan.
Seninle ve sensiz
Sen ki toprağımın filizlenen her başağında bereket doymak bilmediğim ab-ı hayat.
Yurdum sol çehresi altında çırpınan heyecan
Uzağım sana
Bir o kadar yakın….
Ne ayrılık vardı ne de vedalaşma,
Bu mücadele de bunlar yoktu
Bu ülkede artık bunlar olmayacaktı
Güneşe taşınmış ruhlarımız toprağa karışacak ayrılıp gittim demeyeceğim
Hüzünlü durmayacağım ardından
‘G’özlerine yapışıp kalmayacak gözlerim
Vedalaşmayacağım seninle
Çünkü nefret ederim artık vedalaşmaktan..
Ne yitip giden düş ne geri dönmeyecek bir özlem,
Kaybolan bir sevda da değilsin seni yaşayan direnen herşey de görürüm
Görmek istersen beni eğer sabah yıldızına bir tebessüm yolla ve yüreğini söküp atmamışsan hala akşam yıldızı yada sabah yeli bizi taşıyacaktır
Varacağımız yere….
Ne zaman seni düşünsem
Bir Ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm
Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz alır beni
Seni düşündükçe
Gül dikiyorum elimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir Seviyorum Dağları…