Ama her şeyden çok, yaz gecelerinin donuk ışığında, ormanlarda koşup ağaçların hafif mahmur mırıltılarını dinlemeyi, insanların kitap okuması gibi doğanın izlerini ve seslerini okumayı ve durmadan çağıran o esrarlı şeyi aramayı çok severdi.
Günün birinde sabahlara kadar bıkmadan çene çalabileceğim bir delikanlı bulacağımı düşünüyordum; onunla konuştukça her şeyi aynı gözle gördüğümüzü anlayacak, aynı heyecanları duyacaktık. İşte o zaman aşk doğacaktı, bu dostluk, güven üzerine dayalı bir aşk olacaktı, kandırma üzerine değil.