Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Roman, adını ve suçunu bilmediğimiz bir mahkumun idam kararını öğrendikten sonra darağacına götürülene kadar geçen yaklaşık 6 haftasını günlük olarak ele almış. Kısa ama sarsıcı bir eser. Mahkumun yaşadığı korku, umut, pişmanlık ve çaresizliği onunla beraber derinden hissettim. Kızıyla olan son konuşmaları, kızının onu tanımaması, infazdan önce bağışlanma dilenmesi, kürek cezasına razı gelmesi..
Bu adamın suçu neydi de yaşarken öldü bu adam dedirtti. Adamı kendi dünyamda da yargılayıp hak edip etmediğini belki de mahkumla olan duygusal ilişiğimi kesmek istedim.
Victor Hugo, idamın mahkuma yaşattığı dehşeti gösterirken bir İran filmi olan Mohammed Rasoulof'un "Şeytan Yoktur" filmi de bu yükü taşımak zorunda kalan infazcıların vicdanını gösterir. (Film önerimdir.)
İdam sadece bir kişiyi öldürmez.
Korkulacak bir şey olmadığını, acı çekilmediğini, sakin bir ölüm olduğunu, ölümün böylece kolaylaştırıldığını söylüyorlar.
Hey! Peki ya altı haftalık bu can çekişmeye, gün boyunca süren bu iniltiye ne demeli? Çok yavaş ve çok hızlı geçen o telafisi imkânsız son günün endişelerine ne demeli? Giyotin sehpasına çıkan o ıstırap merdivenine ne demeli?
Onlara göre bunlar acı çekmek anlamına gelmiyor.
Bunlar kanın damla damla tükendiği, zihnin düşünceden düşünceye sönüp gittiği aynı çırpınışlar değil mi?
Üstelik acı çekilmediğinden eminler mi? Bunu onlara kim söyledi? Kesik bir başın sepetten kanlar içinde çıkıp halka: Acı hissedilmiyor! dediğini duyan oldu mu?
Yanlarına gelip: Güzel bir icat. Ona özen gösterin. Çok iyi bir düzenek diye teşekkür eden ölüler oldu mu?