Annem, otuz iki yıl önce bugün dünyaya getirdi beni.
Otuz iki kez döndüm güneşin çevresinde, üç yüz seksen dört kez ay dolandı etrafımda.Kendim olma yolunda ne güneşin ışığının sırlarına erebildim,
ne de ayın karanlığının gizemini çözebildim.Ama şunu biliyorum:Allah’ın benim için yazdığı yazgıdan hiç pişman olmadım.Sana öğütler vermeyeceğim, Zübeyde.
Çünkü öğütler çoğu zaman ruhu bulanıklaştıran gölgelerdir.Ben sadece yürüdüğün yollarda sana eşlik edeceğim.Zamanın sahnesinde oynanan bu tragedyada sessiz ama sadık bir eşlikçi olacağım.Tabiata üflenen o taze nefesi gördüm sen doğarken:taşın, toprağın,börtünün böceğin yeniden dirilişini…Bir basübadelmevt…bir diriliş.
Baharları gördüm.
Ömrüm de bahar gibi açan insanları gördüm.Ve solanları…Tabiata baktım.
İnsanın da buna boyun eğişi
işte asıl tefekkür burada başlıyor.
Çünkü bir insanın bir başka insan için biricik oluşu…tek ve eşsiz oluşu…
Nasıl zuhur eder? Nasıl vücut bulur?Bunu öğrendin sonra bir insanda yok olmayı,toprak olmayı öğrendin.
Değiştin…Değişeceksin.Bu seni korkutmasın çünkü öyle kışlar gördün ki yaz ayında başlayan…Her zamankinden uzun ve sert geçeceğini düşündüğün kışlar.Bak Zübeyde yeni bir deneyimin oldu bir sorun çözüldüğü an şimdiye kadar sana ıstırap veren şeyler ahmakça ve boş geliyor,eğer çözüm bulmazsan hayatın bunları toplamı oluyor.Geçmişin katılaşmış toprağında takılıp kalmak 21.yüzyıl insanın başat hastalığıdır.Hemde kendine yönelmiş bir saldırganlığın izlerini taşır.İnsan bu çağda kendine şiddet uygular,kendini sömürür.Çünkü bu an insan ötekini geçmek veya yenmekle değil mücadelesi kendine dönüktür.Ama gölgesinde kim geçmek ister ki ?İnsanlar bu çağda kendinden yorulmuş,kendiyle olan savaşından bitap düşmüş.Herkes kendisinin efendisi olmam yolunda ilerliyor.Çünkü sürekli artan beklentiler için