Instagram’ın olmadığı 2010’lu yıllar… O zamanlar üniversitedeyim; varımız yoğumuz Facebook. :) Ben yine sözler, şiirler paylaşıyorum ama profil fotoğrafım bugünkü gibi tipim hakkında pek bilgi vermeyen bir fotoğraf. Paylaşım sebebim de edebiyat defteri gibi kullanmak; kimseye ithaf değil. Gerçi şimdi de öyle ya, insanların zannettiklerinin aksine. Ruhum melankolik; güzel şeyler yazamıyorum. :)
Hanımefendinin biri dikkatimi çekti, aynı üniversiteden. “Hiç normal fotoğrafınız yok mu?” diye yazmış. Onun da profil fotoğrafı yok. “Kesin bu fake’tir,” diyerek biraz alaycı konuştum. “Var ama sadece kendime saklıyorum, herkes görmeyi hak etmez beni,” falan filan. Engeller vs. diye bekliyorum ama o da bana ayak uydurdu; “Benim için de aynı, hayatta fotoğrafımı paylaşmam,” dedi. İki üç derken, aylarca sohbet muhabbet… Hâlâ birbirimizin kim olduğunu bilmiyoruz. :)
Öğrenciyiz, cepte para yok. O zaman 0 (sıfır) facebook olmasa halimiz harap. Anlayacağınız, kız fotoğraf atsa fakirlikten bakamayacağız. :) Allah’tan o atmaya tenezzül etmedi; benim de istemeye cesaretim yoktu.
Bir gün “Tanışalım mı?” dedi. “Sence zamanı geldi mi?” diye cevap verdim. “Bence bu şansı birbirimize vermeliyiz,” dedi. Cümle hoşuma gitti; “Tamam,” dedim. Yer belirledik, buluşacağız ama üstümde gereksiz bir gerginlik var: “Ya erkek çıkarsa?” diye. Neyse, gittim; baktım, kafede oturuyor. Hemen garsonu çağırdım: “Şu hanımefendiye de ki Cuma Bey gelmeyecek, özür diliyormuş.” Eleman gitti söyledi. Kız üzüldü mü anlamadım; hemen telefona sarıldı, gülmeye başladı. Telefonu kapatınca yüzüne bir hüzün çöktü; onu hissettim.
O hisle yanına gittim, karşısına oturdum. Bana “Sen kimsin lan?” der gibi baktı. Montumun iç cebine koyduğum gülü çıkardım. Cepte para yok; borca aşk yaşamaya çalışıyoruz. :) Kız gülü görünce