Yazar ın kaleminin, tarzının, batılılaşmayı tersinden anlayanları ele alış biçiminin hastasıyım. Nükteli sözlerin, şive komedisinin, yanlış anlaşılma sonucu komik hale gelen diyalogların ustası hiç şüphesiz Hüseyin Rahmi. Eğer bir kitap yazacak olsaydım (inş olur amin) kesinlikle yazarın tarzını benimserdim.
Romanda kendi ülkesinde fahişelik yaparak geçinen bir Fransız kadınının (Anjel) İstanbul’a gelerek zengin ailenin yalısında mürebbiyelik yapması anlatılıyor.
Annesi de fahişelikle geçiniyorken,böyle bir hayatın ortasına doğuyor Anjel..
“Anjel, doğduklarında nüfus defterine yalnız annelerinin ismiyle kaydolunan gayrimeşru çocuklardandı.” (Sayfa:5)
Kendisi de bu şekilde para kazanırken, gebe kalıyor. Doğan çocuğunu müşterilerinden en zengin ve reddedemeyecek durumda olan adama götürüyor ve bakımını karşılayacak kadar para koparmayı başarıyor. Ancak çocuğunu ananesine bırakarak, yeni sevgilisiyle İstanbul’a geliyor. Yine rahat duramayan ve adeta fahişeliği bir yaşam tarzı olarak benimseyen Anjel, burada da sevgilisini aldatarak terkediliyor. Bir tek bavulu ile İstanbul’da kalakaldığı için kendine yeni bir kimlik takarak varlıklı bir ailenin yalısına “mürebbiye” olarak giriyor. Ne oluyorsa ondan sonra yalı fıkır fıkır kaynamaya başlıyor.. "Murabiye midir, kurabiye midir, matmazel midir, müptezel midir, ne karın ağrısıysa işte o karının yüzünden oluyor her şey"..:) (Sayfa:67)
Yalının sahibi Dehri Efendi’nin küçük çocuklarına dadılık eden Anjel, yalıda kaç erkek varsa, yaşlı genç, çirkin güzel demeden hepsini ayartıyor. Efendinin ergen oğlu Şemi, damadı Sadri ve kardeşi Amca Bey. Bu şehvet kurbanlarına ayrı ayrı mavi boncuk dağıtıp her gece birini odasına davet ederek eski alışkanlıklarına devam ediyor. Evin kahya kadını Eda bu işi fark edip efendisine her şeyi
MürebbiyeHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202511,2bin okunma
Hani derler ya, yaşamak ve görmek gerek, bu zamana bağlı bir sorundur ve bazı şeyleri görmek nasip olmazsa eğer, bu sadece yeterince yaşamadığımızdan olacaktır.