İnce Memed serisinden sonra beni en çok etkileyen eser oldu bu kitap. Tüm efsaneler içerisinde de en çok etkilendiğim.. Yaşar Kemal nasıl bu denli etkileyen ve yüreğime kazınan cümleler kurmuş hayran kalıyorum. Aynı paragrafları, kimi zaman aynı cümleyi veya kelimeyi okuyup duruyorum. Bir durumu ve o anı bu kadar güzel yaşatan cümleleri kurmak Allah vergisi olsa gerek. Bunun üzerine çok düşünüyorum. Yazar olunur mu yoksa doğulur mu diye. Yaşar Kemal kesinlikle yazar olarak doğmuş. Bizzat yaşadıklarını, duyduğu hikayeleri öyle güzel bir biçimde dökmüş ki kağıda, bunun için yalnızca yetenek denemez.. Allah'ın bir lütfu yahu Yaşar Kemal :)
Ben onu sağlığında okuyamadım maalesef. Ama her yazarın ve kitabın bir zamanı vardır. Bizi bekler. Bana da okumak şimdiki zamana kısmetmiş.
Yörüklerin çektiği zorlukları, bir karış toprak için verilen canları, emekleri anlatıyor. Konar-göçer yaşam bizim gibi yerleşik hayata alışmış, bu dünyaya doğmuş insanlar için ne kadar zahmetli. Konfor alanından çıkamayan okuyucu için bu eseri okumak bile yorucu olabilir :)
Karaçullu obasının kara çadırları, dağdan yaylaya, yayladan koyaklara, koyaklardan ovalara gezinip duruyor. Ancak kendilerine ait bir avuç toprakları yok. Hıdırellez günü herkes niyazda bulunur kışlak bulmak için, dualar ederler , herkes tembihlenir kışlak istenecek bu gün sadece. Ancak herkesin gönlünden geçen farklı tabii..
-Ceren, obanın hatta dünyanın en güzel yörük kızı.. O gece yalnızca Halil'i bir kez daha görmek istedi. Kabul oldu; ancak bu karşılaşma nasıl ve hangi halde olacak?
-Haydar Usta, o gece belki de yürekten yalnızca bir kışlak dileyen tek kişi oydu. Obanın demirci babası Haydar Usta. Öyle güzel bir kılıç dövüyor ki otuz yıldır, İsmet Paşa'ya götürüp verecek ve obasına toprak alabilecek mi onunla?
-Halil,