...yaratıkları insandan ayıran şey, empati duygularının olmamasıydı. Hiç kimsenin acısını, hiçbir insanın hatta hiçbir canlının derdini hissedemiyorlardı.
Zihin birden bambaşka anılara dalıyor. Derin mi derin bir yerde umutsuzca sevinçler arıyor; mutlu saatler, kahkahalar, sarılmalar, tebessümler; üzüm salkımlarına altın parıltısıyla vuran yaz güneşi, petunyaların kokusu, peteklerin balı, kucağına aldığın küçük kızın o masum, o tertemiz gülümsemesi. Ama bakıyorsun ki hepsi acılarla sarmalanmış. Katıksız, saf bir şey yok hayatta. Sevinçlerle hüzünler el ele vermiş, bir örsle çekiç arasında sıkışmış gibi. Hep bir çekişme, hep bir ayrılık.
Önce bedeninin o dirençli kabuğunu kıracaklar, etini kemiklerini ezerek ne kadar zayıf olduğunu hatırlatacaklar. Ama yetmez, sıra kendine duyduğun saygıya, benliğine gelecek. Onu da paramparça etmek isteyecekler. Seni bir nesneye, bir gölgeye, bir hiçliğe dönüştürmek için ellerinden geleni yapacaklar. ... Amaç sadece ceza değil. Seni insan olarak çökertmek, ruhunu lime lime etmek, varlığını rüzgâra savurmak. Hepimiz geçtik o iğrenç tezgâhtan. Şimdi sıra sende. Bu sözlere tutun.