Ölümlü bir dünyada yaşarken “iyi insan” olmak dışında başka ne seçeneğimiz olabilir ki? Mademki öleceğiz, o halde insan gibi, insana yakışır biçimde, hiçbir şeyin kölesi olmadan, hiçbir şeyin esaretine ve yoksunluğuna düşmeden, gösterişten, şan ve şöhret kaprisinden uzak, ölüm gerçekliğini unutmadan, yaşamı onurlandırarak bir hayat sürebilmiş olmak gerekir.
"Tanrı'dan güç istedim, beni güçlü kılması için acılar verdi; cesaret istedim, yenebilmem için tehlikeler verdi; bilgelik istedim, çözebilmem için daha çok sorunla karşılaştım."
--Antik Yunan Tabletlerinden
İnsanın kendine verdiği değer, bencilce olmamalıdır.
Bencillik bir hastalıktır. Yalnızlaştırır, hırçınlaştırır, çatışma yaratır ve köreltir.
İnsanın yüksek amacı başkaları için de fayda üretebilmek olmalı...
Kaçış, yorgunluktan ve çaresizlikten ileri gelir ki bir noktada herkesin hakkı olabilir. Yenilenmek, güç toplamak, tazelenmek için uzaklaşmak, dinlenmek, huzura çekilmek, tembellik hakkını kullanmak elbette ki yersiz değildir. Çünkü kaçış da geçici olmak zorundadır. Kaçış da bir amaca hizmet etmek zorundadır. Ancak sonsuz bir kaçış yaşamın doğal akışına terstir. Yaşam bir kaçış değil, arayıştır.