İnsanın kendine verdiği değer, bencilce olmamalıdır.
Bencillik bir hastalıktır. Yalnızlaştırır, hırçınlaştırır, çatışma yaratır ve köreltir.
İnsanın yüksek amacı başkaları için de fayda üretebilmek olmalı...
Kaçış, yorgunluktan ve çaresizlikten ileri gelir ki bir noktada herkesin hakkı olabilir. Yenilenmek, güç toplamak, tazelenmek için uzaklaşmak, dinlenmek, huzura çekilmek, tembellik hakkını kullanmak elbette ki yersiz değildir. Çünkü kaçış da geçici olmak zorundadır. Kaçış da bir amaca hizmet etmek zorundadır. Ancak sonsuz bir kaçış yaşamın doğal akışına terstir. Yaşam bir kaçış değil, arayıştır.
İnsan, aklını kullanmadığında hislerinin de kölesi ya da kuklası olmaya yatkındır. Bu yüzden hislerimizle ilgili de abartılı ve saplantılı bir seçim yapmaktan kaçınmalı... Hisler de iyi veya kötü değildir. Hisler de doğru veya yanlış değildir. Sadece deneyimlerdir. Mühim olan hiçbirine olduğundan fazla anlamlar yüklememek, abartmamak, büyütmemek ve küçümsememek... Geçmişle geleceği arasında sıkışıp kalmamayı seçen akıllı bir insan, zaten hislerinin kölesi olmaktan da özgürleşir.
Başarıyı elde etmekten ziyade başarmaya giden yolu asaletle yürüyebiliyor ve bu yolda üretmeye devam edebiliyor olmanın mutluluğunu yaşam boyu tatmak çok değerlidir.
“Bir işi başarmak sana zor geliyorsa, o işin insanüstü meziyetler gerektiren bir iş olduğunu düşünme. Tam aksine eğer bir şey mümkünse ve insanın yapabildiği bir işse, senin de bunu başarabileceğini düşün.”