Ruka

Hukuk sistemi ilk 100'de olmayan, yolsuzluğun hızla arttığı bir ülkenin ilk 10 ekonomi arasına girmesi mümkün mü?
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yabancı sermaye ancak adaletin işlediği ülkelerde kalıcı yatırımlar yapıyor. O nedenle Türkiye eğer önümüzdeki dönemde bir atılım yapacaksa bunu ancak adaleti her alanda inşa ederek, yani kurallar toplumu olarak yapabilir.
Türkiye bir kere daha önemli bir yol ayrımında. Önümüzde iki seçenek var: Ya kapsayıcı kurumlara dayalı yeni bir sistem kuracağız ya da kişiye bağlı yönetimde ısrar edeceğiz.
Cumhuriyet'in ilk 15 yılında hayata geçen istihdama dayalı, uzun soluklu planlama ile belli bir bütünsellik arz eden bu kalkınma hamlesine dikkatlice bakarsanız adlarını bugün de bildiğimiz pek çok köklü kuruluşumuzu görürsünüz. Tekstilden madenciliğe, hava ulaşımından bankacılığa aklınıza gelen her alanda bugün bildiğimiz pek çok marka o günlerin vizyonu sayesinde kuruldu.
Türkiye farkında olarak ya da olmayarak 7 Haziran'da gelen bu tarihi fırsatı 1 Kasım'da ortadan kaldırdı. 1 Kasım 2015 seçiminden sonra yapılan anayasa referandumu ve başkanlık seçimlerinde de halkın çoğunluğu "yerli ve milli yönetim" sistemini tercih etti. Bu yönetim sisteminin en önemli özelliği, yapısal reformların ana prensibi olan kapsayıcı bağımsız kurumlar yerine tüm yetkileri tek bir kişide toplamış olması. Bu geçişi en güzel özetleyen kişi de zaten "başkanlık" döneminin ilk hazine bakanı oldu. Sayın bakan 2018'de göreve gelince yaptığı ilk açıklamalardan birinde, "Yapısal reform, yapısal reform, neymiş bu yapısal reform?" diyerek defteri kapattı. Bugün yaşadıklarımız işte o tercihin doğal bir sonucu.