Süleymaniye, Fatih, Şehzade, Sultan Ahmet, Üsküdar Yeni Valide camilerinde bulunan bu dış duvardan girildiğinde, şaşırtıcı bir titizliğin ve ölçümün ürünü olan bir bahçeyle karşılaşılır. Bahçe, ne içinde kaybolacağınız kadar büyük, ne de hemen göze çarpacak kadar küçüktür. Dilerseniz bir meşe ağacının gövdesine yaslanarak, geçicilik üzerine tefekkür etme imkanı bulursunuz. Ya da cami içinde, namaz, tesbihat veya ders sırasında üstlendiğiniz ruhani yükü, bütün bütün berhava etmeden bir miktar seyreltmek ve havalandırarak kendinize daha da mal edilebilir boyutlara getirebilmek için dinleniyor da olabilirsiniz. Cami içinde yaşadığınız ve bir tür maruz kalmakla açıklanabilecek olan muhataplık, bu bahçe içinde sizin tarafınızdan dünyevi boyutlarda yeniden keşfedilir, özümsenir. Bu dış avluya, sonra da yeniden kapıların içinden şadırvan
avlusuna, ardından son cemaat yerine ve oradan da iç mekana geçmek, suyun havuzdan havuza alınarak dinlendirilmesini ve arıtılmasını hatırlatır.
Bir göçebenin camii kendisine, bir şehirlinin camii de kendisine benzer. Süleymaniye'nin Baki'nin şiirine bağlandığı kılcallar vardır. Ve bu kılcallar, bu iki eseri birlikte aynı yüzyılda, aynı şehirde doğuran düşünsel ve estetik seviyeyi işaretler.
Hz. Peygamber'in (as) yeni şehirde inşaya camiden başlaması sadece ibadet mahalli inşa etmek değil, bir mekanı yere çevirme, böylece orada anlamı oluşturma, mekandaki titreşimi başlatma, iki dünya arasında bir sınırda olma fikrini, yani tam olarak kutsal olanın bu dünyadaki deneyimini çağırma girişimidir.
Verilen şey her an geri alınabilir. Acımasızlık ve yıkım her köşe başında, sandıkların içinde, kapıların ardında seni bekliyor: Bir hırsız ya da haydut gibi her an üstüne atlayabilirler.