Annem yavaşlamıştı ve içeri girmek istediğini görünce arkamı dönüp bizi kapıdan içeri soktum. İçeride iki kadın vardı, uzunca müzik aletlerinin üzerine eğilmiş duruyorlardı. Annem heyecanla onların Japon kanunları olduğunu söyledi, küçük bir kızken radyoda dinlediği zamanlardan hatırladığı Çinli kanunlardan farklı değildi. Ben de sesi tanıdım, bazen derin ve bir ormandan geliyormuş gibi, bazen de düz ve birbirinden bağımsız ya da sanki parmaklarınızı hızlı bir piyanonun tuşlarında gezdiriyormuşsunuz gibi dalgalıydı.
Suyun ışıltısı, sabahın erken saatlerinde sisin yavaşça yükselişi ve denizin pırıltılı yüzeyinde küçük teknelerin pek kahramanca olmayan bir şekilde sallanması…