Bir sarsıntı ile uyandık. Hemen kırk günlük oğlumun üzerine kapanıp Kelime-i Şehadet getirdim. Aklıma ilk kılmadığım namazlarım geldi. Eşim koşup yanımıza geldiğinde neden pencereleri açtınız dedi. O şok ile patlayan pencerenin farkında değildi. Çök kapan diye bağırdım. Eşim kayınvalidem ve ben bir ömür gibi geçen o saniyelerde birbirimize sarıldık. Binamız öyle bir yan yattı ki son anda; bu kez kesin yıkıldı dedim. Yıkılmadı ama ayakta da sayılmazdı. Etraf karanlıktı çünkü tüm elektrikler kesilmişti. Işığını kullansın diye telefonumu eşime verdim. Sarsıntı bitince koşup deprem çantamızı getirdi eşim. Ben şoktaydım. Bina hala yıkılabilirdi ve binanın 7. Katında olduğumuz için çıkmak güvenli mi karar veremedik. O sırada bir deprem daha oldu. Sanırım biz içeride yarım saat sarsıntıların dinmesini bekledik. Arabanın anahtarını ne zaman aldığımı hatırlamıyorum. Evin kapısı sıkışmıştı ve üzerine vestiyer devrilmişti. Eşim bir küçük aralık oluşturdu. Düşen parçalar zarar vermesin diye oğlumu yorganına sardığımı hatırlıyorum. Başörtüsü takmak ya da ceket giymek aklıma gelmedi. Öylece pijamalarla o aralıktan çıktım ve merdivene yöneldim. Bir kat indiğimde merdivenlerin evlerin duvarlarından düşen parçalar yüzünden kullanılamaz olduğunu gördüm. Bazı kısımlarda kopmalar vardı. Yangın merdivenine yöneldiğimde yangın merdiveninin dış duvarının yıkık olduğunu başta anlamadım. Eşimi yanımda gördüğümde koş dedim annen nasıl inecek koş onu indir. Eşim yukarıya doğru geri koştu. Ayağımın altına bir halı geldiğinde merdivenin evlerle bütünleştiğini bile algılamadım. İnsanların evlerinin mobilyalarından atlayarak ilerliyordum ama ne olduğunu hala anlamamıştım. Binanın çıkışı nerdeydi ve ben nasıl oradan çıktım onu da hatırlamıyorum. Eğri büğrü bir yerden geçtim. Dışarı çıktığımda bir