Mete her ailesini seven ortaokullu gibi karşı komşunun mutsuzluğunun kendi ailesine bulaşmasından korkan bir çocuk. Ömer her sorunlu ailede büyüyen çocuk gibi çevresinden bir gram ilgi görebilmek için çırpınan dehşet içindeki bir çocuk. Komşular her zamanki komşular, devlet her zamanki devlet. Ayşe abla belki hikayede en az doğru işlenen kişi. Bağımlı olmayı kabul etmiş ama bağımsızlık imkanı geldiğinde özgürlüğe hazır. Ve asla öfkeli değil. Arzuları ona söylenene kadar yok gibi.
Teyze ise bir boğaziçili. Uzaktan gelen, farklı bakan, kibirli, cesur. Tüm problemlerin sihirli çözücüsü. Açık sözlülüğünü ve cesaretini problemlerden uzakta olmaya borçlu. Rahat koltuğundan insanların hayatlarına dokunuyor. Belki yazar da bir 'boğaziçili' Peki hep bu böyle mi olmak zorunda? Çözüm dışardan mı gelmeli? Rahat koltuğu olmadan da insanlar mücadele edemez mi?
Yine de çok sevdim kitabı kurumu Çödem'i hatırlattı bana yine. Bağırmak istiyorum onların varlığını. Bilinmek, görünmek arzusundaki o çocukları.
Dipnot: Mutsuzluk bulaşıcı bir hastalık değildir