Hakikat?
Hakikati kim biliyordu, kim bilebilirdi ki?.. Parçalanmış, hançerlenmiş, yorgun ve bitkin imparatorlukla bugün için sadece iddialar, teşebbüsler, içgüdülerine dayanan direnişler ve her biri birbirine karşı, her biri birkaç yönlü mücadeleler vardı. Hakikati bu iddiaların, bu teşebbüslerin, bu direniş ve mücadelelerin şansı yaratacaktı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Söylememek söylemekten daha iyiydi çünkü. İnsan daha az üzülüyordu. Küstüğünü söylediğinde gönlünün alınmasını bekliyor, alınmadığında daha derinden kırılıyordu. Bakmıştı küstüğünü duyurmak kimseyi harakete geçirmiyor, o da zamanla söylememeyi öğrenmişti. Küslük o kadar gri ve kırçıllı bir şeydi ki, biri dikkatli baksa zaten görürdü, değil mi ? Kimse o kadar dikkatli bakmıyordu ve küstüğünü gören bir Allah’ın kulu yoktu…
Hiç değilse söylemeyeyim ve kalbim tamir edilmesini umarak beklemeyeyim. Çocuk büyüyünce küsmeyen ve gönlünün alınmasını da beklemeyen biri olmak istedi. Kimseyi küsecek kadar önemsemeyen biri.
İnsan ruhu için en kahredici ceza görmezden gelinmekmiş. Kişi, her türlü işkenceye dayanabilirmiş de, yok sayılmaya, varlığının öteki tarafından tasdik edilip onaylanmamasına katlananazmış. Katlanamadım.
Ne yazık ki bazı ölümler kaç yaşında olursan ol, birileri için hep erkendir. İyice ezberler gibi, kör çivilerle aklıma kazır gibi uzun uzun yüzüne baktım…