Her insan, akıl ve vicdan sahibi herkes, hatta basit bir hayvan bile, bu dünyada, ihtiyaç hissettiği andan itibaren mutluluğu aramaya başlar. Bu öyle bir kanundur ki, bütün tabiat kanunları değişse bile bu kanun değişmez. Hayvanlar yaratılışının elverdiği ölçüde mutlu olur. Zira hayvanların istekleri, zevkleri, düşünceleri sınırlıdır. Fakat insan - kâmil insan hariç aradığı, özlem duyduğu mutluluğu tam olarak bilmediği hâlde, bu konuda bir sınır tanımaz. Nice mutlu kimseler vardır ki, istek ve arzu yüzünden mutlu olamaz. Böylece bu fani dünyayı kendine cehennem yapar. Çünkü en primitif bir insanın, hatta bir çocuğun bile içinde bitmek tükenmek bilmeyen bir hırs vardır. Günümüzde pek çok şey açıklığa kavuşmuşken, insan hâlâ çözülemeyen bir bilmecedir. Nedense insan, yaratılış itibariyle tuhaf bir varlıktır. İstediği bir çok şeyi elde eder, fakat onları el- de ettikçe hırsı artar. Acaba mutluluk nedir? İşte bunu bilen yok.. Belki de yalnız- ca bu dünyanın gürültü patırtısından uzak olan deliler mutlu sayılabilir.
Aslında hepimiz bir arayıştayızdır… En çok da mutluluğu arar insanoğlu.. Özellikle de herkes mutlu olmak isterken, mutluluğu ararken, niye mutlu olan yoktur?
Öyle insanlar vardır ki yalnızca bilmediğini bilmemekle kalmaz, herşeyi bildiğini iddia eder. Doktor değildir. Fakat doktorları küçük görür. Önüne gelene ilâç tavsiye eder. Yanlış evlilik yapmış, içi-dışı çirkin bir kadın almıştır. Fakat herkese evlilikte dikkat edilecek hususları öğretir. Bir ton para harcayarak ahır gibi bir ev yaptırmıştır. Fakat Mimar Sinan'ı beğenmez.
Kaynak bir olduktan sonra pire de, fil de aynı dır. Onun için arif kimseler Anka Kuşu gibi, sonsuzluk sahasında boşu boşuna dolaşmazlar. Boş şeyler bunlar. Bu, vicdanı paramparça eden büyüklük, bu uçsuz bucaksız derya Cenab-i Hakk'ın büyüklüğü karşısında bir nokta bile değildir.