Anneme göre zaten yakın arkadaş diye bir şey olmamalıydı çünkü yakın arkadaşlık imkânsız bir ilişkiydi. Tarih yakın arkadaşının ihanetine uğramış insanların hikâyeleriyle doluydu. Havarisi Yahuda, İsa'ya, en yakın dostu Brütüs, Sezar'a ihanet etmişti. Annem için önemli olan ihanete uğramak değildi, ihanet hayatın doğasında vardı, her an, her yerde pusuda bekliyordu.
Düzgün konuşmayı, doğru telaffuzu çok önemserdi, diksiyon dersi verebilecek kadar güzel konuşurdu. İnce okunan k'ler, g'ler, uzun okunan a'lar i'ler hassaslık alanıydı. Başkalarının konuşma hatalarını düzeltmemek için kendini tuttuğunu sımsıkı kapanan dudaklarından anlardım ama öğrencilerinin ya da benim yanlışlarımızı ânında ve sertçe düzeltirdi. Kâinata kainat, oksijene okşizen, hayatımıza cep telefonu girdikten sonra da şarja şarz diyen biri ağzıyla kuş tutsa annemin saygısını kazanamazdı.
1980'lere ve 1990'lara cumhuriyet tarihinde eşi görülmemiş yolsuzluk dalgaları damgasını vurmuştu. Cumhuriyetin ilk dönemindeki klientalist ilişkilerin yerini iktidardaki siyasetçilerin yasadışı kazançlarını içeren pratikler almıştı. 1980'lerde ANAP iktidarının iyi Özal dönemindeki gelişmeler bilinen skandallarından birisi dönemin Başbakanı Turgut Özal ve ailesini içeriyordu. Daha sonra bu tarz yolsuzluklar 1989'da yerel seçimleri kazanan merkez sol Sosyal Demokrat Halkçı Parti'den (SHP) politikacılara, DYP'ye ve RP'ye de yayıldı. 1996'dan 1997'ye kadar başbakan olan Necmeddin Erbakan daha sonra yolsuzluktan yargılandı ve ev hapsine mahkum edildi.