İnsanlar, neden varolduğunu bilmeden dünya'ya gelir, yıllarca belki bir ömür bunu bilmeden yaşarlar, elde etmeye başladıkları bilinçle beraber kuşku duymaya başlar, kendi varlıklarını ve özgürlükleri sorgularlar, büyür, gelişir belki ama neden var olduğunu hiçbir zaman çözemezler.
İçine girdikleri bu amansız arayışı belki bir inançla çözebilirler, mesela bir din onlar için oldukça kullanışlıdır.
Anlamsız ve amacı olmayan bir dünya da yaşıyoruz, yaşamın özünde sarih bir anlamı yoktur, zaten yaşamı yaşanılır kılan da bu değil midir? Yaşama sarih bir anlam verince hemen o an cazibesini yitiriyor, içinde bulunduğumuz belirsizlik, ölümden daha üstün bir mertebededir, zira hayatın anlamının bilinmesi yeryüzünü bir günde ıssız bırakır, karanlığa mahkum ederdi...
Kendi bireyselliğiyle cebelleşen bireyler bir anlam bulamayabilirler. O kişiler için artık yaşamın bir anlamı kalmamış olabilir. Tabi ki yaşamak için bir anlama sahip olmak gerekmeyedebilir, ancak bazı kimseler bir gerekçesiz yaşayamaz. Onlar için bir tutanak, makul bir sebep olması gerekir, eğer bir anlam yoksa yaşamı sürdürmenin amacı nedendir ki?
Bu yüzden İnsanlar yaşamak için anlamlar üretir, arayış içerisine girer. Yaşama tutunmak için bir anlama ihtiyaç gerekmese de arayış içerisinde olanlar bu çıkmazdan kurtulmak ister, mesela bu kişiler için din oldukça iyi bir idealdir ancak dini ve dogmatizmi reddetmiş ama öte yandan anlam arayan bireyler, zıtllıkarın arafında boğulur ve içinde bulundukları kaosda belirsizliğin doruklarını yaşar. Hakikatin X ya da Y olmadığını bilirler ancak aynı zamanda onları X'in ve Y'nin değili de cezp eder, içerisinde bulundukları belirsizlik zihinlerini ve fikirlerini bunaltır, eskisi gibi düşünmezler, oldukça karışan zihinleri hakikat çıkmazından kurtulamadığı için çıkmazın