Kuşkusuz sürekli bir endişe içindeyim. Oyunlarda hep ufak oynuyor, hep bir şeyler bekliyor, umuyorum. Hesaplar yapıyorum. Günlerce oyun masası başında durup, oyunu inceliyorum. Rüyalarımda bile sürekli oyun salonundayım. Kendimi uyuşmuş, her yanımı pas tutmuş gibi hissediyorum.
"Delikanlının öylesine yakıcı bir küçümseme duygusu birikmişti ki, bazen çocukluk derecesine varan utangaçlığına rağmen, şu anda en az utandığı şey, sırtındaki paçavralardı."
"- Ne önemi var efendim! Ne önemi var! Böyle baş sallamalarla utanmam ben! Hele de herkes her şeyi biliyorsa ve ortada hiç bir giz kalmamışsa... Ben her şeye hor görerek değil hoş görerek bakmayı öğrendim artık. Varsın öyle olsun!
Dün söz arasında, "Aptal olduğunu anlayan aptal değildir" dedi... Ne söz değil mi! Ağzını açar açmaz birbiri ardınca buna benzer sözler sıralıyor.
Prens,
- Gerçekten dahi! dedi.
- Sen işin alayındasın baba; ama böyle bir sözü senden bir kerecik olsun duymadım. Ne senden, ne de çevrendekilerden.