Ah, ilk düşüncelerinde daha sağduyulu olmak, bu düşüncelerini ortaya vururken daha ölçülü davranmak varmış! Elizabeth böyle davranmadığına şimdi öyle pişmandı ki... Zamanında sözlerini tartmış olsaydı, şimdi böyle sıkıcı, utandırıcı açıklamalarda bulunmak zorunda kalmayacaktı.
"Öyle yavaş yavaş, öyle anlamadan oldu ki onu sevmeye ne zaman başladığımı ben de bilemiyorum. Ama galiba o şahane Pemberley Malikânesi'ni ilk gördüğüm zaman başladı bu aşk."
"Yoksa seni sevdiğimi mi sanıyordun?"
"Evet ya! Ne gurur, ne kibir, değil mi? Senin benden hoşlandığına, benden bir söz beklediğine inanmıştım."
"Sana çok yakın davranmış olsam gerek, ama isteyerek değil, buna inan. Seni aldatmayı, boş yere umut vermeyi istemedim, ama konuşkan ve girgin olduğum için çok zaman yanlış izlenim bıraktığım oluyor."
"Oldum olası bencil yaratığın biriyim. Gerçi küçükken bana bencil olmamayı sözle öğrettiler, ama bencil huylarımı düzeltmek için hiçbir şey yapamadılar. İlke gütmeyi öğrettiler bana ama gururlu, kibirli olmama ses çıkarmadılar. Annemle babam tek erkek evlatları, hatta uzun yıllar tek çocukları olarak, beni pek şımartırlardı. Kendileri çok iyiydiler. Hele babam bir iyilik ve insanlık örneğiydi. Ama benim başkalarına tepeden bakan, başına buyruk biri olarak yetişmeme göz yumdular. Hatta beni bu yolda cesaretlendirdiler. Kendi ailem dışında kimseyi sevmez, bütün insanları hor görürdüm. İşte böyleydim ben, sekiz yaşından yirmi sekiz yaşına değin. Sen olmasaydın, hâlâ da böyle kalacaktım, güzel Elizabeth! Sevgilim Elizabeth! Neler borçlu değilim ki sana! Sen bana ders verdin. Önce zor geldi, ama çok yararı dokundu bana. Senin sayende, hak ettiğim gibi burnum sürtüldü. Sana ilk geldiğim zaman evlenme isteğimi kabul edeceğine yüzde yüz inanıyordum. Sen bana, gerçekten sevilmeye değer bir kadının sevgisini kazanabilmek için daha başka erdemlere sahip olmam gerektiğini öğrettin."