Yüreğimin ve aklımın en dibinde açılan ve taze taze kanayan bu derin yarayla bir elime sedef süslü aynayı, öbür elime teneke saplı feneri alıp annemle babamın odasındaki küf kokan ceviz gardırobun içine saklandığımı kimseler görmedi. Tam üç gün beni orada aramayı kimseler akıl edemedi.
Sonra babam, beni hiç sevmeyen babam, bir gün, durup dururken, bana boş boş bakarken, ortada hiçbir neden yokken,
- Senin sesin de vücudun gibi çok çirkin, dedi.
Bunu dedi ve beni öldürdü, ölümü, soğuk suların fışkırdığı kaynaklara gömdü. İçim o günden sonra hiç ısınmadı.
Babalar kızlarına kötü şey söylemezler. Söylememeliler ...
Ama Gülsüm, kafasına takmıştı, çocuğu bir gün öldürecekti.
Oğuz kaç kez kadınları aralarında fısıldaşırken duymuştu:
- Yavrucağın büyümesini bekliyor; büyüsün öldürür bu günahsız garibi o deli kadın.
İşte bu yüzden Oğuz hiç büyümemeye karar verdi. Bu kararı verdiğinde yedi yaşındaydı.