"Margarita, başkalarının senin hayatını belirlemesine izin verme," demişti Sofia geçenlerde, Atina'ya gitme hazırlıkları başlamışken. "Yanlış da yapsan, yanlış senin yanlışın olsun."
Acı çekmek ne demekmiş asıl şimdi anlıyordum. Acı çekmek bayılana dek dayak yemek değildi. Ayaktaki cam kesiğine eczanede dikiş attırmak değildi. Asıl acı, kalbi baştan aşağı sancılar boğan, insana sırrını kimselere anlatmadan ölmeyi arzulayan bir şeydi. Kolları, başı hep dermansız bırakan, yastıkta öbür yana dönme isteğini bile söndüren bir şey.