Tanrı ruhlarınızı, bilgiyle genişleyen ve günlerin, gecelerin gizemlerini keşfederek güzelleşen ışıltılı alevler olarak gönderdi bu hayata, peki siz ruhlarınızı niçin boğuyorsunuz küllerin altında? Tanrı kanatlandırdı ruhlarınızı, aşk ve özgürlük alanında uçsunlar, süzülsünler diye, peki siz, böcekler gibi toprak düzeyinde sürünsünler diye niçin kestiniz bu kanatları? Tanrı mutluluk tohumları koydu kalplerinize, siz niçin söküp attınız onları ve kayalıklara fırlattınız, kargalar yemlensin, rüzgârlar onları savursun diye mi? Tanrı oğullar ve kızlar vermedi mi size, onları hakikat yolunda yetiştirin, yüreklerine varoluşun ezgilerini doldurun ve onlara değerli miras olarak yaşama sevincini bırakın diye? O zaman nasıl oluyor da onları yazgının elinde can çekişirken bırakabiliyorsunuz? Ardınızda doğdukları ülkede yabancılar olarak, güneşin altında sefiller olarak kalmalarına göz yumuyor ve ebedi istirahate çekilebiliyorsunuz? Özgür doğan oğlunu köleliğe terk eden baba, ekmek isteyen oğluna taş veren baba değil midir: Kırlarda kuşların yavruları uçmaya alıştırdıklarını görmüyor musunuz? Siz çocuklarınıza niçin bağlarını ve zincirlerini sürüklemeyi öğretiyorsunuz? Vadilerde çiçeklerin tohumlarını güneşin ısısına emanet ettiklerini görmüyor musunuz? Peki siz çocuklarınızı karanlıkların kırağısına niçin teslim ediyorsunuz?