Hiç ailenizin o kusursuz görünen fotoğrafına bakıp, "Bu bir yalan," diye düşündüğünüz oldu mu? O mutlu anların ardında fısıldanan kırgınlıkları, söylenmemiş ihanetleri hissettiğiniz anlar… İşte Elena Ferrante'nin Yetişkinlerin Yalan Hayatı, bizi tam da o an’a, o çatlama sesinin duyulduğu o sarsıcı ana götürüyor. Bu kitap, bir kız çocuğunun, kahramanı olarak gördüğü babasının ağzından dökülen tek bir zehirli fısıltıyla, üzerine kurulduğu tüm dünyanın nasıl tuzla buz olduğunu anlatıyor.
Bu, "konusu ne?" diye sorulacak bir kitap değil. Bu, "okurken ne hissettiriyor?" diye sorulacak bir kitap. Ve hissettirdiği şey, tam bir altüst oluş. Ferrante, hepimizin bildiği o acı gerçekle yüzleştiriyor: Bazen en büyük yalanlar, en çok güvendiğimiz insanlardan gelir. Giovanna'nın babası, kültürlü, nazik, felsefe bilen bir adam. Ama o parlak maskenin ardında, hor gördüğü, kaçtığı ne varsa, hepsi saklı. Kitabı okurken, o maskenin yavaş yavaş düştüğünü görmek, kendi hayatımızdaki maskeleri de sorgulatıyor. Kimin rol yaptığını, kimin gerçekten "iyi" olduğunu nasıl anlarız? Anlayabilir miyiz?
Peki, o yalanlar sarayı yıkıldığında ne yaparsınız? Giovanna, enkazın altında kalmak yerine, ailesinin "çirkin" diyerek reddettiği ne varsa, onun peşine düşüyor. Napoli'nin "görgülü" tepelerinden, "aşağı" mahallelere iniyor. O mahallelerde, kaba saba ama dürüst halası Vittoria'yı buluyor. Vittoria'nın dünyası kirli, gürültülü ama gerçek. İşte kitabın beni en çok çarpan yanı bu oldu: Giovanna'nın o "çirkinliğe" duyduğu çekim. Çünkü bazen "çirkin" olan, "güzel" olandan çok daha gerçektir. Bu yolculuk, sadece bir şehrin farklı yüzlerini değil, kendi içimizdeki o karanlık ve aydınlık tarafı keşfetme yolculuğu.
Ve tüm bu ihanet, yalan ve arayış, tek bir nesnede, lanetli bir hazine gibi elden ele gezen