Kumandan, Padişah’ın gözlerinde yine o delirtici, yok edici, karanlık vehmi, korkuyu okudu. Bu adamın ölüm korkusundan kurtulmasının tek yolu var, diye düşündü, o da ölmesi.
Aslında çantanın içinde su ile ölçülemeyecek kadar değerli şeyler vardı ama şu anda bunun bir faydası yoktu ona. Altınlar, yakutlar, her biri cihan hazinesi mücevherler, Hindistan’dan, Afrika’dan gelen, baktıkça insanın gözünü kamaştırıp dilini bağlayan pırlantalar ona yardım edemezdi.
“Bakın,” derdi, “tabiatları gereği birbirini parçalaması gereken bu hayvanlar bile bir arada yaşayabiliyorsa, insanlar niye yaşamasın?” İçgüdüleri gereği kedi papağana, köpek kediye saldırmıyorsa bundan alınacak çok ders vardı.