Anne,
oğlunun alnında çocukluğundan kalma
küçük bir sıcaklık taşır hâlâ.
Saçlarını okşarken
zaman yavaşlar,
dünya susar.
Oğul,
annesinin sesini kalbinde ezbere bilir.
Karanlıkta yolunu kaybetse bile
o ses bir yerden
“buradayım” diye fısıldar.
Anne,
yorulmayı öğretmeden
güçlü olmayı öğretir.
Düşmelerde dizini değil
yüreğini üfler önce.
Oğul büyür,
elleri değişir, sesi kalınlaşır,
ama annesinin bakışında
hep o eski hâliyle durur:
biraz kırılgan,
çok sevilesi.
Ve hayat sertleştikçe
ikisi de şunu bilir:
Anne için oğul
geçmeyen bir duadır.