Hayatım şekilsiz, amaçsız, değersiz görünüyordu. Büyüdükçe etrafımda oluşan duvarların arasında hapsolmuştum. Özgür olmayı çok özlüyordum. Zincirlerimden kurtulup kaçmak için can atıyordum
Sırf bana getirdiği iyilikler sebebiyle değil, aynı zamanda sırf acı ve yılgınlığın olduğu bir yere inancı inşa ettiği için. Bu büyük 'hayat planında' hepimizin, en küçüğümüzün bile önemli olduğunu, çünkü hepimizin bir parçası olup en küçük bilinmeyenlerin bile önem taşıdığını ve bunların, büyükleri bi arada tuttuğunu göstermişti bana. Bu anlayış sırasında, ne kadar küçük olursa olsun, benim de bir rolüm olduğunu gördüm
onlara rahatlıkla acıyabilirdim, çok küçük ve umutsuzdular. korkuyorlardı. bu yüzden, başkalarına bağımlıydılar. ama bunu yapamadım. çünkü acıyan bir bakışın bir zamanlar canımı ne kadar acıttığını hatırlayabiliyordum. acımak yerine, sempati ve yakınlık duymaya, hatta garip yüzlerinin ve gergin vücutlarının arkasında yatan gerçek kişiliklerini görmeye ve hissetmeye çalıştım.
ancak onun sesini duyduğumda, kahverengi saçlarındaki ışığı gördüğümde ve ona vermek için resim yaparken güzel gözleriyle karşılaştığımda, gerçek olduğunu anlıyordum.
hayır, hayallerimden biri değili, güzel bir gerçeklikti o.