Korku bir tür sihirdir. Büyüdükçe korkunuzun dokusu değişir. Çocukken kesinlikle inandığınız şeylerden artık korkmazsınız: Kırılan bir ampulün gazını solursanız kasılarak öleceğiniz, elmanın çekirdeklerini çiğnemenin siyanür zehirlenmesiyle ölüme sebep olacağı ya da o sirk cücesinin gerçekten bir trambolinden sekerek aç bir suaygırının ağzına düşmesi gibi şeyler. Artık dayınızın inandığı şeylere inanmayı bırakırsınız. Zihniniz oraya dönmek istese bile sıçramak için ihtiyacı olan çevikliği kaybetmiştir. O sihir sizden zorla çıkarılır, dini öğretilerle kovulur, baskıyla uzaklaştırılır ya da daha kötüsü, onu kendinizden siz çalarsınız. Aynı sokaklarda koşan çocukların ya da çocuksu şeyleri bir kenara bırakma vaktinin geldiğini söyleyen yetişkinlerin utandırmasıyla kaybolur. Yavaş yavaş kendi sihrinizi öldürürsünüz. Çok geçmeden korkularınız yetişkinlerin korkularına dönüşür: Büyük borçlar ve sorumluluklar, hasta ebeveynler ve çocuklar, hatırlanmadan ve sevilmeden ölme ihtimali. Büyüyünce olacağınızı düşündüğünüz kişi olamama korkusu.
Geriye dönüp baktığımda, o çocuksu korkunun son anlarının tadını çıkarabilmiş olmayı dilerdim: Ağzımda ekşimiş süt gibi kesilen korkunun şekerli tadı.