Bir ortamda arkadaşlarınız ile oturuyorsunuz, masada dönen sohbet, yemek, içmek, araba, zenginlik vs.gibi konular. Ve sizin içinizde ise dünya, gezegenler, evren, ruh, kader, mantık gibi kökeni varoluşsal meselelere dayanan sorular ve sohbet etme isteği var. İşte tam bu noktada karşınızda bulunan arkadaşınız; bütün psikoloji üzerine kurulu terimleri, bütün psikoloji üzerine yapılmış analizleri, bütün psikoloji bilimi üzerine hakim otariteleri yerle bir edecek o dâhiyane cümlesini kurar; "Çok düşünme kafayı yersin." :-) İşte ANTON ÇEHOV bu cümlenin tam kapsamlı bir incelemesini yapmış Kara keşiş adlı bu kısa öyküsünde.
Romanın baş karakteri, sürekli halüsünasyonlar gören, o hayali görüntüyü gerçek sanıp onunla konuşan, sorular sorup cevap alan, kendisini seçilmiş kişi olarak gören bir felsefeci. Bana göre, gördüğü halüsinasyonun Kara keşiş olarak tercih edilmesi, ANTON ÇEHOV'UN inançlara karşı bakış açısını yansıtan bir hiciv olmuş.
Esere göre delilik ve dahilik arasında ince bir çizgi var. Yukarıda ki girişte bahsettiğim, "dünya, gezegenler, evren, ruh, kader, mantık" kökeni varoluşsal meselelere dayanan konulara çok alakadar iseniz, karşı tarafa göre ya delisinizdir ya dahi. Bunu belirleyen ise toplumdaki konumunuz olur muhtemelen. Dehalar veya dahilik de aslında toplumda delilik olarak kabul görüyor. Toplumdan farklı isen ya delisin ya dahi.
"sadece sürüden ayrılmayan sıradan insanlar sağlıklı ve normaldir." S/22
Ve belki de eserin en asıl tahlili, Peygamberler bile Allah tarafından seçilmiş kişiler değil, gördükleri bu halüsinasyonların etkisi ile kendilerinin Allah tarafından seçilmiş kişiler olarak gören dahiler olduğunu vurgulaması. Tabi bu hicivde şöyle bir şey var, genelde inanmayan insanlar, peygamberlere "deli, amaçları gücü elde etmek, zarar verme