Başkalık arayan başkalığın para ve değer edeceği zannındaydı, öyle olmadığı anlaşılınca daha otuzuna gelmeden mezarda ki dedesinin kemiğinin üstüne kendi etini sarıyor onun üzerinden devam ediyordu. İnsan görünce hortlak görmüş gibi olmak da bundandı belki. İnsan düğmesini, elbisesinin teğelini, saçının boyasını başkalık addediyordu. Senelerdir memleketten gelen de, gelmiş olan da, burada gördükleri de insanın sadece anasının ayırd edebileceği benzerlikteydiler.
Nuhu da eskiden pek sevdiği eskicileri, bitpazarlarını gezmeyi bu yüzden bırakmıştı artık. Oralardaki bazı eşyayı kendine benzetiyor ama eşyayı benzettikten sonra kendini bir şeye benzetemeyip derde düşüyordu.
"Elbette, bence de gerekli hem de çok, insan zaten bir bela, herkesi birbirine çatacaksın ki birbirlerinin belası olsunlar da etraf rahat etsin, hem de bela arayan bunu evinde yanında bulsun da bir an eksik kalmasın. Şarttır. Beladan halis olması gereken kaç kişi var şu dünyada, acaba kaç kişi, kim bilir ne kadar az. O yüzden mümkün mertebe de erken evlenmeli. Nasıl her veliyi başka bir veli meşhur ederse her insanı da başka bir ya benzeri ya beteri durdurur. Kim bilir evli bir kadın kaç kadının ırzını koruyor, kaç kişinin rahat uyuyup sokağa çıkmasına sebep oluyor, bilmediği ne sevaplar kazanıyordur, keza evli adam da öyle, kendine ve hanımına değil ama etrafa ne faydalıdır. O evinde hapisken dışarısı salah buluyordur.