İnsan aynı topraktan yoğrulmuştu.
Toprağı bir insanın başına atsan yarmaz.
Suyu döksen yine başı yarmaz.
Onlardan yaratıldı insan.Su ve toprak nankör değildir.
"Sen gerçekte kimsin?" diye sorulanın vereceği cevap, "Yalandan gördüğünüm," olurdu herhalde. Gerçek kimdi, kim kimdi, ne aslında neydi, bunlar soru değildi.
Hatır, ince şeyleri tutamayan bu kaba elek, hisleri, bir vaktin duyuşunu, ani bir kokuyu ve manzarayı çarçabuk unutan bu koca satır, sade olayları hatırlar ve anlatır, onunla da anılırdı. O siz bakarken başını aniden çeviren ayçiçeği unutulur, mayısın dördü ile dokuzu arası görülen gelincik unutulur, koyunun o son meleyişindeki ardı ardına gelen beş titreme unutulur, bütün bunları ezen bir kaba ayak varsa o hatırda kalırdı.
Sanki haftanın da bir ömrü vardı da o da kendininkini ömürlerden biri sayar, ondaki bir anı ya da kısa bir vakti yerçekiminden muaf, başka bir zamanda hatta delikte görür, bütün kainata bakar bakar da, "Bunlar da büyük tabii ama benim haftam olmasa ... " der gibiydi.