Hayatımızı,dışımızdaki onca kuşatmaya karşı kendi ölçülerimizde bir mucizeye dönüştürmek istiyorsak,biraz hayal gücü,biraz vefasızlık,biraz özsaygı...
Gauguin,evini ve çocuklarını bırakıp Tahiti'ye gitse miydi,gitemese miydi?
Bugün bütün yargıların dışında kalan bu ikilem ve seçim,o gün guagin ve ailesi için yakıcı,kara kumu için etik dışı bir tutumdu.Peki,Tolstoy'a ne demeli?
Koltuğunun altında Dolstoyevski'nin Karamazov kardeşler'i,83 yaşında bütün varlığını bırakıp,küçük bir kasaba istasyonunda ölüme koşan bu büyük huzursuzun yakalamaya çalıştığı nelerin gecikmesiydi?İmrendiğimiz bütün büyük hayatlar,çoğunluğun rağmına ve günü yakalayarak yaratabilmiştir."Şiir demişti-Necatigil-hayalden ve hatıradan doğar."Şimdi'yi bir değere dönüştürmek istiyorsak
bu iki hazinenin simyasını bilmek zorundayız.Yaşamın ve yaratıcılığın bu iki hazinenesinin anahtarı 'şimdi' dir.'şimdi'yi ıskaladık mı hayalimiz de hatıramız da bir yaşama suçu olarak boynumuza asılıp duracaktır."Ah zavallılalar,sevinçlerini suç sayanlar"mı diyordu Gallus?Bu nedenle ortalama aklın dışına;kendimize karşı daha fazla suç işlemeden,daha fazla pişman olmadan...Bunun için yapılacak ilk iş,kendimize,canımızı yakacak bir huzursuzluk edinmek...Ne dersiniz?
2003