İşte bu kadar. Görüyorsunuz ya, anneydi bu kadınlar, ama bizim anladığımız gibi umutsuz ve istemsiz bir doğurganlıkla ülkelerini doldurup taşırmaya zorlanan, toprak üstüne toprak dolduran, sonra da çocuklarının acı çekmesini, çektirmesini, birbirleriyle savaşıp ölmesini izlemek zorunda kalan annelerden değillerdi. Bilinçli insan yaratanlardandı onlar. Onlar için anne sevgisi vahşi bir tutku değil, bir "içgüdü", kişisel bir duyguydu, annelik onlar için bir dindi.
"Demem o ki başkalarıyla değil kendinle ilgilen. Yorulduğunda güzel bir yere seyahat et, öfkeni içine atma, stresli hissettiğinde lezzetli şeyler ye ve bir de başkaları için değil kendin için yaşamaya başla. İşte o zaman hayatın sandığından güzel ve yaşamaya değer olduğunu göreceksin."