Bu kitaptan ne bir aşk hikayesi ne de iyilik timsali huzurlu bir hikaye beklememek lazım. Her şeyiyle karanlık, fantastik unsurlu ve ölülerle dolu bir hikayeydi. Genç yetişkin kategorisinde olduğunu da söyleyeyim unutmadan.
Yazarın her kitabında farklı bir mesaj iletmesini çok başarılı buluyorum. Bu hikayede baskın olan canavar olarak doğmazsın, canavar olmayı kendin seçersin sözü çok iyi şekilde anlatılmıştı bana kalırsa. Hikayede vadettiği şey de kötülerin iç dünyasına tanık olabilmemizdi zaten.
Kitabı okurken adeta film izliyor gibiydim. Vaktim sınırlı olmasa çok daha kısa sürede okuyabileceğime emindim. Bir an olsun sıkılmadım. Her sayfası öyle akıcıydı ki şimdi ne olacak, işler kötüye gitmez umarım merakına itiyordu beni. En güzel tarafı da bölümlerin kısa olmasıydı sanırım.
İki yakın arkadaşın nasıl düşmana dönüştüğünü okudum hikaye boyunca. Eli ve Victor birbirlerine ne kadar çok benzeseler de aslında çok farklı karaktere sahipler.
Eli kendini kahraman ilan eden ve sadece kendi doğrularına inanan, bu doğruları uygulayarak iyilik yaptığını zanneden biri. Kendini akademik kariyerine vermişken bilim adı altında yaptığı deneyler kendisini bir anda sapkın bir inanış haline dönüştürüyor ve sonrasında kendini adeta Tanrı'nın yeryüzüne gönderilmiş kurtarıcı meleği olarak görüyor. Sonrasında da tehlikeli gördüğü herkesi yok etmeye başlıyor.
Bunu yapmasının kendince önemli ve haklı bir sebebi de var aslında. Kendi üzerinde yaptığı DÜ (doğaüstü) olma deneylerinin başarıyla sonuçlanması sonucu özel bir yeteneğe sahip olduğunu farkettiğinde ve bu yeteneklerin kişiden kişiye göre değiştiğini görünce sadece kendi yeteneğinin Tanrı tarafından uygun görüldüğü inancına tutunuyor ve diğer tüm DÜ'leri öldürmeyi kendine görev ediniyor. Çünkü ona göre DÜ'ler doğanın işleyişine