Sefa SAKARYA

Sefa SAKARYA
@S_Sakarya
Sizin ürktüğünüz şeyin çekirdeği budur işte. Döllenmiş hücredir , zigottur bu. Çünkü artık, "Toprağımı kaybettim." sözü değişmektedir. Bir hücre bölünmekte, o bölünmeden de sizin korktuğunuz şey doğmaktadır. "Toprağımızı kaybettik." Tehlike buradadır. Çünkü bir arada bulunan iki adam asla tek başına bulunan adam kadar yalnız ve şaşkın olmaz.Derken bu ilk "biz" sözünden, daha bile tehlikeli bir başka şey doğar: "Bende biraz yiyecek var"a karşı, "Bende hiç yok."Eğer bunun sonucu, "Bizde biraz yiyecek var" olursa hareket başladı demektir. Bir yön kazanmıştır hareket. Artık tek gereken, biraz çarpma işlemidir. Bu toprak, bu traktör bizim oluverir. Bir hendekte yan yana çömelmiş iki adam, bir küçük ateş, tek tencerede kaynayan biraz et, o sessiz, taş gözlü kadınlar, onların ardında da akıllarının anlayamadığı kelimeleri ruhlarıyla dinleyen çocuklar. Gece bastırıyor. Bebek nezle. Dur, şu battaniyeyi vereyim sana. Yündür. Annemin battaniyesiydi. Al da bebeğe ört. İşte bombalamak gereken şey budur. İşin başlangıcı burasıdır. "Ben"den "biz"e geçiş!
Sayfa 186 - Sel Yayıncılık·Kitabı okudu
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir zamanlar Kaliforniya, Meksika'ya, toprakları da MeksikalıIara aitti. Sonradan yalın yapıldak bir sürü açgözlü Amerikalı kalktı, buraya akın etti. Öylesine toprağa susamışlardı ki, hemen çaldılar toprakları. Sutter'in, Guerrero'nun toprağını çaldılar. Toprağı kiraladılar, sonra üstüne yattılar, anlaşmayı bozdular, bu topraklar için kavgalar, dövüşler etti o gözüpek, aç insanlar. Çaldıkları toprağı silahla korudular. Evler kurdular, ambarlar yaptılar, toprağı altüst edip ekinler ektiler. Bütün bunlar onların malıydı. Bu sahiplenme de, mülkiyet demekti.
Sayfa 284 - Sel Yayıncılık·Kitabı okudu
Bir patırtı, bir ayaklanma çıktığı anda topraklarını kaybedecek olan büyük mal sahipleri, tarih okuma olanağına da sahipler, okuyup esas gerçeği oradan öğrenecek gözlere de sahipler: Mal birkaç kişinin elinde birikti mi, koparılıp alınır. Bir de onun gölgesinde duran ikinci gerçek: Halkın çoğu aç ve çıplaksa, ihtiyaç duydukları şeyi zorla alırlar. Sonra bir de, tarihin her sayfasından avaz avaz bağıran haykıran bir gerçek: Baskı ancak baskı altındakilerin güçlenmesine ve birleşmesine yarar. Ama büyük mal sahipleri tarihin bu üç çığlığına hiç aldırış etmiyorlar. Toprak giderek daha az insanın elinde toplanıyor, yersiz yurtsuz kalanların sayısı artıyor, mal sahiplerinin her hareketi de baskıya yöneliyor. Paralar silahlara gidiyor. Gazlara gidiyor. O koca malikâneleri korumak için kullanılıyor bunlar. Casuslar çıkarılıyor, isyan dedikodularına kulak veriliyor, vaktinde bastırılmaya çalışılıyor. Değişen ekonomiye aldıran yok. Değişim planlarına aldıran yok. Yalnızca isyanın bastırılma yöntemleri tartışılıyor, oysa beri yanda isyanın nedenleri devam edip gidiyor.
Sayfa 293 - Sel Yayıncılık·Kitabı okudu
"Hiç greve katıldın mı?" dedi Willie. "Hayır." "Ben epey düşündüm. O polisler neden her yerde yaptıkları gibi buraya da girip patırtı çıkarmıyorlar?Şu bürodaki ufacık adam mı durduruyor onları? Hiç de değil." "E, neden öyleyse?" diye sordu Jule. "Söyleyeyim. Hepimiz birlikte çalışıyoruz da ondan. Polis bu kampta bir kişiyi tutamaz. Hepimizi birden tutuklamak zorunda. Ona da cesaret edemiyor. Birimiz bir çığlık atsa, iki yüz kişi dışarı fırlar. Sendikayı örgütleyen adam, yolda gelirken anlatıyordu bunları. Bunu her istediğimiz yerde yapabilirmişiz dedi. Birbirimizi tutalım, birlik olalım, yeter. İki yüz kişiyle patırtı çıkarmak istemiyorlar işte. Tek bir adamın üstüne gidiyorlar."
Sayfa 438 - Sel Yayıncılık·Kitabı okudu
"İnsanın ruhu tek başına bir işe yaramıyor, ancak büyük bir bütünün parçası ... o zaman da..." "O zaman ne olacak, Tom?" "O zaman mesele yok artık. O zaman ben karanlıkta her yerde olurum. Nereye baksan, orada. Aç insanların bir lokma bulması uğruna nerede bir kavga çıkarsa, orada olurum ben. Nerede polis birini döverse, orada olurum. Casy de bilseydi bunu keşke... insanların öfkelendiği zaman kopardıkları çığlıkta olurum... sonra, bir çocuğun karnı açken, yemeğin hazırlanmakta olduğunu bildiği zamanki gülüşünde olurum. İnsanlarımızın kendi ektiklerini yedikleri, kendi yaptıkları evlerde oturmaya başladıkları zamanda... yine orada olurum. Anlıyor musun?
Sayfa 515 - Sel Yayıncılık·Kitabı okudu