… halsizlikten tek kelime dahi edemiyordu, ama tarifsiz, sınırsız bir mutluluk tüm benliğini dolduruyordu.
… çoktan ölmüştü, yüzünde ise bahtiyar bir gülümseme vardı.
Yaşamın insana verebileceği o önemsiz ya da son derece sıradan nimetler karşılığında ne kadar fazla şeyi alıp götürdüğünü düşünüyordu. Örneğin, kırkına varmadan kürsü edinmek, sıradan bir profesör olmak; cansız, sıkıcı, ağdalı bir dille sıradan ve üstelik başkalarına ait düşünceleri özetlemek; kısaca, vasat bir biliminsanı konumuna erişmek için, on beş yıl eğitim görmesi, gecesini gündüzüne katarak çalışması, ağır bir psikolojik rahatsızlık geçirmesi, başarısız bir evlilik yapması ve unutmaktan mutluluk duyacağı envai türde bir sürü aptallığa ve haksızlığa imza atması gerekmişti. Vasat olduğunu şimdi apaçık görüyor ve bunu seve seve kabulleniyordu, çünkü fikrince, her insan olduğu şeyden memnun olmalıydı.