"Vallahi ortadan perde kalkıp kalpler olduğu gibi tecelli edeydi, ameli makbul olanın sevinci kendisini eğlenceden, ameli merdud olanın hasreti de kendisini gülmekten alıkoyardı."
Ahnef ibni Kays'a: "Artık ihtiyarladın, oruç seni düşürüyor, yani tutmayabilirsin" demek istediler. Ahnef: "Ben onu uzun bir yolculuk için azık alıyorum, bugün onun zahmetine katlanmak, yarın Allahu Teala'nın azabına dayanmaktan ehvendir"dedi.
Alimlerden biri: "Nice oruç tutanlar vardır ki oruçsuzlardır. Nice yiyenler vardır ki oruçludur." demiştir. Burada yediği halde oruç tutmuş sayılanlar, yiyip içerken, kendilerini günahtan koruyanlardır. Oruç tuttuğu halde oruçsuz sayılanlar da açlık çektiği halde nefsine hakim olmayan kimselerdir.
İftar vakti helal yemeğinden de tıka basa karnını doldurmayacak şekilde az yemektir. Allah katında kapların en kötüsü helalden bile olsa tıka basa dolmuş olan midedir.
Gündüz yemediğini, akşam bir oturuşta toplayıp yerse; şehvetini yenmek ve Allahu Teala'nın düşmanı olan şeytanı kahretmek nasıl mümkün olur? Halbuki bir çokları bunun aksine olarak yiyeceklerini Ramazan'a ayırıp çeşitli mutenevvi ve nefis yemeklerle akşam sofralarına oturup diğer aylarda yemediklerini bu ayda yemeği,itiyad haline getirmişler. Malumdur ki oruçtan maksat takvaya ulaşmak için biraz acıkmak ve şehveti kırmaktır. Mideyi akşama kadar bekletip acıktırdıktan ve akşam üzeri bol ve nefis yemeklerle karşısına çıktıktan sonra kuvvetinin artıp şehvetinin çoğalacağı ve eski haliyle bırakılsaydı, harekete geçmeyen şehvetlerinin bu suretle harekete geçmiş olacağı da meydandadır.
Oruç demek kendini çekmek ve yemek içmeyi terk etmektir. Bunun görülür bir tarafı olmayan, gizli bir ibadettir. Halbuki bundan başka bütün ameller görülür. Oruç ise ancak Allahu Teala'nın görüp bildiği, mücerret, sabırdan ibaret olan gizli bir ameldir.